18. ve 19. Yüzyıl Felsefesi: Önceki Dönemlerin Etkisi, Ayırıcı Özellikleri ve Temel Problemleri
Kaynaklar: Bu çalışma, bir ders kaydından alınan sesli transkript ve kopyalanmış metin kaynaklarının birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
1. Giriş: Dönemin Felsefi Bağlamı ve Önceki Dönemlerin Etkisi
- ve 19. yüzyıl felsefesi, Batı medeniyetlerinde köklü dönüşümlerin yaşandığı, toplumsal, ekonomik, eğitim, sanat, devlet yönetimi, bilim ve felsefe alanlarında büyük değişimlerin gözlemlendiği bir dönemi ifade eder. Bu dönem, felsefede "Akıl Çağı" veya "Aydınlanma Çağı" olarak adlandırılır. Aydınlanma felsefesinin temelinde, özellikle 15. yüzyıl-17. yüzyıl felsefesinin getirdiği birikim ve gelişmeler yatar.
1.1. 15. Yüzyıl-17. Yüzyıl Felsefesinin Etkileri: 15. yüzyıl-17. yüzyıl felsefesini şekillendiren başlıca gelişmeler, 18. ve 19. yüzyıl felsefesinin temellerini atmıştır:
- Rönesans: Antik Yunan düşüncesinin yeniden keşfedilmesiyle Batı medeniyetinde düşünme eyleminin otoritelerden bağımsızlaşması sağlanmıştır. 📚 Deneysel ve akılcı yaklaşımlar gelişmiş, skolastik düşüncenin aşılması ve özgürlükçü düşüncenin önünün açılması hedeflenmiştir.
- Hümanizm: İnsanı merkeze alan, iyilik, akıl ve hürriyet gibi özelliklerini vurgulayan bir insan anlayışı geliştirmiştir. Montaigne, Erasmus ve Dante gibi hümanistler, eleştirel bakışı ve düşünce özgürlüğünü öne çıkarmışlardır.
- Reform: Kilise kurumuna yönelik eleştirilerle başlamış, milli kiliselerin kurulmasına ve Kitab-ı Mukaddes'in milli dillere çevrilmesine yol açmıştır. Bu durum, din adamlarının ve kilisenin toplum üzerindeki otoritesini zayıflatmıştır.
- Bilimsel Devrimler: Bilimsel yöntemin geliştirildiği bu dönemde, doğanın yapısını kavramanın insana doğa üzerinde egemenlik sağlayacağına dair bir inanç gelişmiştir. Kopernik, Kepler, Galileo ve Newton gibi bilim insanlarının çalışmaları, bilime duyulan güveni artırmıştır. 📈
1.2. Diğer Etkileyen Gelişmeler:
- Modern Matbaacılık: 15. yüzyıldan itibaren matbaacılıktaki gelişmeler, kitap sayısını artırmış ve daha ucuza mal edilmesini sağlamıştır. Bu durum, okuryazar oranının yükselmesine ve geniş halk kitlelerinin okuma kültürü edinmesine önemli katkıda bulunmuştur.
- Coğrafi Keşifler ve Sömürgecilik: 15. yüzyıldan itibaren gerçekleşen coğrafi keşifler, Avrupa medeniyetlerinin dünya hakkındaki bilgisini ve algısını farklılaştırmıştır. Ticaret ve sömürgecilik faaliyetleri sayesinde önemli bir sermaye birikimi oluşmuştur.
Tüm bu gelişmeler, 18. ve 19. yüzyıl felsefesinin akılcılık, bilimcilik, ilerlemecilik ve aydınlanmacılık gibi temel özelliklerinin zeminini oluşturmuştur.
2. 18. ve 19. Yüzyıl Felsefesinin Ayırıcı Özellikleri ve Temel Problemleri
Bu dönem felsefesi, "Aydınlanma Felsefesi" olarak da adlandırılır.
2.1. Aydınlanma Kavramı ve Kant'ın Tanımı: Aydınlanma, insanın din ve geleneklere bağlı kalmadan kendi aklı ve deneyimleriyle dünyayı açıklamaya çalışmasıdır. Alman filozof Kant, "Aydınlanma Nedir?" adlı makalesinde bu kavramı şöyle tanımlar: "Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin (yetişkin) olmayış durumundan kurtulup aklını kullanmaya başlamasıdır." 💡 Kant'a göre insan, aklını kullanmama cesaretini göstermediği için ergin olmayış durumuna düşmüştür. "Aklını kullanma cesaretini göster!" ifadesi, Aydınlanma felsefesinin sloganı haline gelmiştir.
2.2. Dönemin Temel Özellikleri:
- İnsan aklı en büyük otorite olarak görülmüştür. ✅
- Geleneksel düşüncelerin ve otoritelerin eleştirilmesi esas alınmıştır. ✅
- Metafiziğin konularını araştırmak olumsuz karşılanmıştır. ✅
- Bilimin evreni açıklamada gerçek rehber olduğu görüşü benimsenmiştir. ✅
- İnsanlığın sürekli bir ilerleme içinde olduğu görüşü benimsenmiştir. ✅
- İdeal siyasal yaşamın liberalizm olduğu görüşü hâkimdir. ✅
2.3. Büyük Toplumsal Dönüşümler:
- Fransız İhtilali: "Eşitlik, özgürlük ve kardeşlik" sloganıyla monarşiye karşı ayaklanarak krallık rejimini devirmiştir. Bu ihtilal, dünya tarihinde etkili siyasal gelişmelere ve fikir hareketlerine yol açmıştır. Fransız aydınlanmacı filozoflarının eserleri bu hareketler üzerinde etkili olmuştur. İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, bu dönemin felsefelerinin etkisiyle şekillenmiş, birey ve yurttaş olarak temel hak ve özgürlükler fikri yaygınlaşmıştır.
- Sanayi Devrimi: Buharlı makinenin icadıyla İngiltere'de başlayan Sanayi Devrimi, üretimde ve toplumsal yapıda köklü değişikliklere neden olmuştur. Batı toplumlarını kapitalizmle tanıştırmış, sosyal ve kültürel yapıyı derinden etkilemiştir.
2.4. Ele Alınan Temel Felsefi Problemler: 18. ve 19. yüzyıl felsefesi, bilgi, varlık, siyaset ve ahlak felsefesiyle ilgili önemli öğretilerin geliştirildiği bir dönemdir.
- Bilgi Felsefesi: Empirizm, rasyonalizm ve kritisizm.
- Varlık Felsefesi: Materyalizm ve idealizm.
- Siyaset Felsefesi: Birey-devlet ilişkisi.
- Ahlak Felsefesi: Ödev ahlakı ve yararcı ahlak anlayışı.
3. Temel Felsefi Problemlere Yaklaşımlar
Bu dönemde ele alınan temel felsefi problemlere yönelik yaklaşımlar, felsefe tarihine damga vurmuştur.
3.1. Bilginin Kaynağı Problemi: Bilginin nasıl elde edildiği ve kaynağının ne olduğu üzerine yapılan tartışmalar, üç ana akımı ortaya çıkarmıştır:
-
Empirizm (Deneycilik):
- Temel Görüş: Bilginin kaynağı duyular ve deneyimlerdir. Zihin, doğuştan boş bir levha gibidir ve tüm bilgiler deneyimlerle kazanılır.
- John Locke: İnsan zihninin doğuştan "tabula rasa" (boş levha) olduğunu savunur. Bilginin malzemesini oluşturan idelerin/kavramların kaynağı duyular (dış dünya deneyimi) ve iç duyum (zihinsel faaliyetlerle anlamlandırma) yoluyla elde edilir. Zihinde duyumlardan kaynaklanmayan hiçbir bilgi yoktur.
- David Hume: Locke gibi, insan zihninin tüm içeriklerinin duyular ve deneyimler tarafından sağlanan duyusal malzemeye, yani algıya indirgenebileceğini iddia etmiştir.
- Örnek: Bir çocuğun sıcak kavramını, sıcak bir nesneye dokunarak deneyimlemesi ve bu deneyimle bilgiyi edinmesi.
-
Rasyonalizm (Akılcılık):
- Temel Görüş: Bilginin kaynağı akıldır. Akıl, duyulardan bağımsız olarak doğru ve kesin bilgilere ulaşabilir.
- Georg Wilhelm Friedrich Hegel: Bilginin elde edilmesinde duyuların etkisini tamamen reddetmez, ancak asıl algılayanın zihin olduğunu belirtir. Gerçekliğin zihinsel yolla, düşünmenin sınırları içinde kalınarak kavranabileceğini savunur. Felsefenin objeleri akıl ile görmesi gerektiğini, çünkü objenin de süje (özne) gibi akılsal olduğunu ifade eder. Hegel'e göre felsefi düşünme, kavramlar sistemini yapıcı ve yaratıcı olarak geliştirerek "kavramlar zincirini" ortaya koyar. Bu zincirin son halkası "evren kavramı"dır ve tüm diğer kavramlar bunun altında toplanır. Akıl dışındaki hiçbir yeti ile bilgi edinmeyi reddeder.
- Apriori Bilgi: Deneye dayanmayan, doğruluğunu deneyden almayan bilgidir (örn: matematiksel aksiyomlar). Rasyonalistler, doğuştan gelen bu tür bilgilerin varlığını savunur.
-
Kritisizm (Eleştirel Felsefe):
- Temel Görüş: Rasyonalizm ve empirizmin bir sentezidir. Bilginin oluşumunda hem deneyimin hem de aklın katkısının kaçınılmaz olduğunu savunur.
- Immanuel Kant: Akıl, duyular aracılığıyla elde edilen "ham bilgi malzemesini" doğuştan gelen "kategoriler" (nicelik, nitelik, ilişki, kiplik) aracılığıyla sentezler ve bilgiye dönüştürür. Ünlü sözü: "Deneysiz kavramlar boş, kavramsız deneyler kördür." 💡 Yani, duyusal içerik olmadan kavramlar anlamsızdır, kavramlar olmadan duyusal veriler ise şekilsiz bir yığındır. İnsan aklı yalnızca "fenomenal gerçekliği" (duyularla kavranabilen dünya) bilebilir; "noumenal gerçeklik" (duyusal olmayan, metafizik alan) ise bilinemezdir.
- Aposteriori Bilgi: Deneyden elde edilen bilgidir.
3.2. Varlık Problemi: Varlığın doğası üzerine iki ana yaklaşım öne çıkmıştır:
-
Mekanik Materyalizm:
- Temel Görüş: Varlığın temelinde madde vardır ve her şey mekanik yasalara göre işler. Ruh da maddenin bir ürünüdür.
- Julien Offray de La Mettrie: "İnsan Makine" adlı eseriyle tanınır. İnsan ile hayvan arasında niteliksel değil, sadece derecesel bir fark olduğunu iddia eder. Organik hayatın da mekanik nitelikte olduğunu göstermeye çalışır. Ruhun da maddenin bir parçası olduğunu ve beynin bir görevi olduğunu savunur. İnsanın düşünebilmesi, beynin kıvrımlarının incelmiş olmasından kaynaklanır.
- Örnek: İnsan vücudunu karmaşık bir saat mekanizmasına benzetmek.
-
Diyalektik İdealizm:
- Temel Görüş: Varlığın temelinde düşünce, ruh veya mutlak akıl (Geist) vardır. Varlık, diyalektik bir süreçle sürekli gelişim halindedir.
- Georg Wilhelm Friedrich Hegel: Evreni "Geist" (tin, idea, mutlak akıl) olarak ifade ettiği manevi bir ilkeye dayanarak açıklar. Evren durağan değil, hareket halindedir ve Geist'in kendini açması, belirli bir amaca doğru gelişmesidir. Varlığın temelindeki bu süreci "diyalektik süreç" olarak adlandırır.
- Diyalektik Sürecin Aşamaları (Tez-Antitez-Sentez): 1️⃣ Tez: Bir başlangıç durumu, bir fikir veya varlık. Geist'in henüz gizli olan potansiyeli. (Örnek: Tomurcuk 🌸) 2️⃣ Antitez: Tezin kendi içindeki çelişkiler veya karşıtlıklar sonucu ortaya çıkan karşıt durum. Geist'in doğada kendini gerçekleştirmesiyle kendine yabancılaşması. (Örnek: Çiçek 🌼 - tomurcuğun yitimi) 3️⃣ Sentez: Tez ve antitezin çatışmasından doğan, her ikisini de aşan ve yeni bir başlangıç noktası oluşturan daha yüksek bir durum. Geist'in kültür dünyasında (sanat, din, felsefe) kendini gerçekleştirmesi. (Örnek: Meyve 🍎 - çiçeğin yitimi ve yeni bir varlık)
- Bu süreç sadece doğada değil, toplum ve düşünce hayatında da gözlemlenir.
3.3. Birey-Devlet İlişkisi Problemi: Toplumsal ve siyasal açıdan hareketli bu dönemde, birey ve devlet arasındaki ilişki üzerine önemli teoriler geliştirilmiştir.
-
John Locke (Toplumsal Sözleşme Teorisi):
- Doğal Durum: İnsanların birlikte yaşadığı, kimsenin diğerine üstünlüğünün olmadığı bir dönem. Ancak mülkiyet hakları güvende değildir, ihlal riski vardır.
- Devletin Ortaya Çıkışı: Rahat, güvenli ve huzurlu bir yaşam için insanlar, kendi rızalarıyla bir topluluğa katılarak ve mülkiyetlerinin emniyetini sağlamak amacıyla sahip oldukları gücü merkezi bir otoriteye (devlete) devretmişlerdir. Devlet, bireylerin haklarını korumak için vardır.
-
Jean-Jacques Rousseau (Toplumsal Sözleşme ve Eşitsizlik):
- Doğal Durum: İnsanlar doğa durumunda tam bir eşitlik ve özgürlük ortamında mutlu yaşarlar.
- Özel Mülkiyetin Etkisi: "Bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip 'Bu, bana aittir.' diyebilen ve buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun kurucusu oldu." sözüyle özel mülkiyetin ortaya çıkışını ve doğal eşitliğin sona ermesini vurgular. Bu durum, "hak" ve "haksızlık" kavramlarını ve toplumsal eşitsizlikleri doğurur.
- Toplumsal Sözleşme: Güvenlik sorunları insanları toplumsal sözleşme yapmaya zorlar. İnsanlar kendilerini yönetme haklarını bir yönetici grubuna devrederler. Ancak bu durum, özgürlüğün tamamen ortadan kalkmasına neden olabilir.
-
Charles de Montesquieu (Kuvvetler Ayrılığı):
- Yasaların Ruhu: Farklı toplumlardaki hukuk sistemlerinin halkın karakterine, ekonomik koşullara ve diğer faktörlere göre değiştiğini savunur. Belirli bir toplumun genel ruhu, kendisine uygun yasalarla ifade edilir.
- Kuvvetler Ayrılığı: İngiliz Anayasası'ndaki kuvvetler ayrılığı ilkesini (yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrılığı) siyaset teorisinin merkezine yerleştirmiştir. Bu ilke, günümüz demokratik siyasi hayatının temelini oluşturur ve gücün kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlar.
-
Georg Wilhelm Friedrich Hegel (Devletin Amacı):
- Devletin Rolü: Sosyal kurumlar, insanın özgürlüğünü kısıtlamaz; aksine özgürlük alanını genişletir. Devlet, bireylerin yaşamına yeni bir boyut katarak onların özgürlüklerini genişletecek ve daha yüksek amaçlar oluşturacak bir platformdur.
- Devletin Niteliği: Hegel'e göre devlet, huzuru sağlamaya ve mülkiyeti korumaya yarayan zorlayıcı bir araçtan ibaret değildir. Bireylerin ussal varlığa kavuştuğu, tüm değerlere ve tinsel gerçekliğe sahip olduğu yerdir. Devlet bir araç değil, amaçtır. Bireysel çıkar ile toplumun genel çıkarının örtüştüğü yerdir, bu nedenle birey-devlet ilişkisi karşıtlık içermez.
3.4. Ahlak Felsefesi Problemi: Ahlakın temelleri ve evrensel ahlak yasasının mümkün olup olmadığı üzerine tartışmalar yapılmıştır.
- Immanuel Kant'ın Ahlak Anlayışı (Ödev Ahlakı):
- Evrensel Ahlak: Kant, evrensel bir ahlak öğretisi geliştirmeyi amaçlamıştır.
- Ödev Ahlakı: Ahlaki eylemin amacı, eylemin sonucunda elde edilen mutluluk değil, eylemin "ödev ahlakına" uygun olmasıdır. Ahlaki eylemi ortaya çıkaran irade, ancak ödev ahlakı tarafından eyleme geçirildiğinde iyi olur. İnsanlara neyin ödev olduğunu gösteren akıldır.
- Eylemin Niyeti: Ahlaki eylemin değerini belirleyen, eylemin arkasındaki niyettir. "İyi niyet" iyi olan tek şeydir. Bir eylem, duygu, eğilim veya çıkara göre değil, ödev ahlakına ve iyi niyete göre belirleniyorsa ahlakidir. İyi niyetin kendisi zaten kendi içinde iyidir, sonucu belirleyici değildir.
- Koşulsuz Buyruk (Kategorik İmperatif): Başka bir amacın aracı olarak değil, bizatihi kendisi için kabul edilip hayata geçirilen bir buyruktur. "Doğruyu söyle." ifadesi, Kant'ın ödev ahlakının temel ilkesi olarak gördüğü koşulsuz buyruğa bir örnektir. Çıkar veya eğilimden kaynaklanan buyruklar ise "koşullu buyruk"tur.
- Ahlak Yasası: İnsanların doğruyu söylemenin, insan hayatına saygı göstermenin görevleri olduğunu bilmeleri gibi ahlak yargıları, insanların davranışlarından bağımsız bir biçimde apriori (doğuştan) olarak doğrudur. Evrensel nitelikte bir ahlak yasası mümkündür ve bu yasa, insandaki en yüksek değer olan akıl sayesinde oluşur.
- İrade Özerkliği: Koşulsuz buyruğa uygun davranan bir irade, çıkar, arzu ve eğilimler tarafından belirlenmeyen özerk bir iradedir. İradenin özerkliği, "ahlakın en yüksek ilkesi" ve "bütün ahlak yasalarıyla onlara tekabül eden ödevlerin yegâne prensibi"dir.
- Temel Maksimler (İlkeler): Kant'ın ödev ahlakında üç temel maksim bulunur: 1️⃣ Davranışının temelindeki ilke, tüm insanlar için geçerli olan evrensel bir yasa olabilecek şekilde davran. (Evrenselleştirilebilirlik ilkesi) 2️⃣ İnsanlığı, kendinde ve başkalarında, bir araç olarak değil de her zaman bir amaç olarak görecek şekilde davran. (İnsanlık formülü) 3️⃣ İraden, kendisini herkes için geçerli olan kurallar koyan bir yasa koyucu olarak hissetsin. (Özerklik formülü)
4. Felsefe, Dil ve Edebiyat İlişkisi
- ve 19. yüzyılda matbaa teknolojisinin gelişimi ve okuryazar oranının artması, felsefe ile dil ve edebiyat arasındaki ilişkiyi güçlendirmiştir.
- Edebi Eserlerde Felsefi Temalar: Bu dönemde yazılan edebi eserler, modernleşme, sınıf çatışması, bilim, din, varoluş, siyaset, insan hakları, akıl, eşitlik, özgürlük ve ilerleme gibi toplumsal konuları ele almıştır. Dönemin felsefi tartışmaları, edebi eserlerin temalarını derinden etkilemiştir.
- Edebi Akımlar: Aydınlanma felsefesi, Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi gibi büyük değişimler, dönemin yazarlarını ve edebi akımlarını, özellikle romantizm ve realizmi etkilemiştir.
- Önemli Edebiyatçılar ve Eserleri: Goethe (Faust), Stendhal (Kırmızı ve Siyah), Balzac (Vadideki Zambak), Victor Hugo (Sefiller), Dostoyevski (Suç ve Ceza), Tolstoy (Savaş ve Barış) gibi yazarların eserleri, önemli felsefi problemlere değinmiştir. Bu eserler, filozofların yaklaşımlarının toplum nezdinde yayılmasını sağlamıştır.
- Ansiklopedi ve Felsefi Romanlar: Fransa'da Diderot ve d'Alembert öncülüğünde yayımlanan Ansiklopedi, dönemin en önemli yayınlarından biri olmuş, bilgiyi bir araya getirme ve gelecek nesillere aktarma amacını taşımıştır. Ayrıca, Rousseau (Emile), Voltaire (Candide), Diderot (Kaderci Jacques ve Efendisi) ve Montesquieu (İran Mektupları) gibi düşünürler, görüşlerini edebi eserlerle, yani "felsefi romanlarla" ifade etmişlerdir.
- Türkiye'ye Etkisi: Bu edebi ve felsefi ilgi, Avrupa'nın yanı sıra Türkiye'de de Batılılaşma hareketleri ve tercüme faaliyetleri aracılığıyla etkisini göstermiştir. Namık Kemal, Ahmet Mithat, Recaizade Mahmut Ekrem gibi edebiyatçılar, eserlerinde Batı felsefesiyle ilgili tartışmaların izlerini taşımışlardır.








