📚 18. ve 19. Yüzyıl Felsefesinin Dil ve Edebiyatla İlişkisi ve 20. Yüzyıl Felsefi Akımları: Kapsamlı Çalışma Notları
Kaynak Bilgisi: Bu çalışma notları, bir ders kaydı ve kopyalanmış metin kaynaklarından derlenerek hazırlanmıştır.
Giriş: Felsefe, Dil ve Edebiyatın Kesişimi 🌍
Dil, insan varoluşunun temel bir unsuru olup, kültürün her ögesinde olduğu gibi felsefe ve edebiyat için de vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Ancak, felsefe ve edebiyatın dile yönelik yaklaşımları ve dili kullanma biçimleri benzer değildir. İnsanın kendini ifade etme yollarından olan bu iki alan, dili farklı şekillerde kullanır. Bununla birlikte, bu iki disiplin arasında çok yakın bir ilişki bulunur.
Felsefe tarihinde, bir yandan bazı filozoflar edebi eserlerden etkilenirken, diğer yandan edebi konular ve eserler üzerinde felsefenin derin bir etkisi olmuştur. Edebiyat eserleri, yazarın yaşadığı toplumsal, siyasal ve ekonomik koşulların yanı sıra, yazıldığı çağın felsefesinden de önemli ölçüde etkilenir. Bu nedenle, 18. ve 19. yüzyıl Avrupa'sında dil ve edebiyat alanında öne çıkan birçok eserin, dönemin felsefelerinin izlerini taşıdığını açıkça görebiliriz. Bu dönemdeki felsefi ve edebi gelişmeler, 20. yüzyıl felsefesinin temellerini atmış ve çağdaş düşünce akımlarının şekillenmesinde belirleyici rol oynamıştır.
1. 18. ve 19. Yüzyıl Felsefesinin Dil ve Edebiyatla İlişkisi 📜
- ve 19. yüzyıl felsefesinin dil ve edebiyatla olan ilişkisinin artmasında bazı önemli faktörler etkili olmuştur:
- Matbaa Teknolojisinin Gelişimi: Kitap basımının kolaylaşması, eserlerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır.
- Okuma Yazma Oranının Artması: Toplumda okuryazarlık seviyesinin yükselmesi, edebi ve felsefi eserlere olan ilgiyi artırmıştır.
Bu gelişmeler, dönemin edebiyatçılarına ve filozoflarına ait eserlerin daha çok okunmasını sağlamış, böylece felsefi düşüncelerin edebiyat aracılığıyla yayılmasına zemin hazırlamıştır.
1.1. Edebi Eserlerde İşlenen Temalar ve Felsefi Etki ✅
Bu dönemde yazılan edebi eserler, genellikle toplumsal konuları ele almıştır. Dönemin felsefi tartışmaları, edebi eserlerde işlenen temaları derinden etkilemiştir.
- Öne Çıkan Temalar: Modernleşme, sınıf çatışması, bilim, din, varoluş, siyaset, insan hakları, akıl, eşitlik, özgürlük, ilerleme.
- Felsefi Etki: Özellikle romanlarda bu konulara eğilen yazarlar, edebiyat tarihinin klasik eserlerini ortaya çıkarmışlardır. Bu durum, filozofların yaklaşımlarının toplum nezdinde yayılmasını olumlu yönde etkilemiştir.
1.2. Dönemin Önemli Akımları ve Edebiyatçılar ✍️
- ve 19. yüzyılda ortaya çıkan Aydınlanma felsefesi, Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi gibi büyük değişimler, dönemin yazarlarını ve edebi eserlerini derinden etkilemiştir. Bu dönemde daha çok romantizm ve realizm (gerçekçilik) akımlarının etkisinde, edebiyat tarihinin büyük yazarları tarafından özellikle roman türünde klasik ve büyük eserler ortaya konmuştur.
- W. Goethe (1749-1832):
- Eserleri: Faust, Genç Werther'in Acıları, Doğu-Batı Divanı.
- Felsefi Bağlam: Dönemin felsefi sorgulamalarını, bireyin iç çatışmalarını ve evrensel temaları yansıtır.
- M. H. B. Stendhal (1783-1842):
- Eserleri: Kırmızı ve Siyah, Parma Manastırı, Aşk Üzerine.
- Felsefi Bağlam: Toplumsal eleştiri, bireyin tutkuları ve dönemin siyasi atmosferi.
- Puşkin (1799-1837):
- Eserleri: Yüzbaşının Kızı, Yevgeni Onegin, Maça Kızı.
- Felsefi Bağlam: Rus toplumunun gerçekleri, bireysel özgürlük ve kader temaları.
1.3. Türkiye'deki Etkileri 🇹🇷
Bu dönemde Avrupa'da yaygınlaşan edebi ve felsefi ilgi, Batılılaşma hareketi ve tercüme faaliyetleri sayesinde 19. yüzyılda Türkiye'de de etkisini göstermiştir. Bu yüzyıl, modern felsefenin ve modern edebiyatın Türkiye'de tanınmaya başlandığı bir dönem olmuştur.
- Öne Çıkan Türk Edebiyatçıları:
- Namık Kemal (1840-1888)
- Ahmet Mithat (1844-1912)
- Recaizade Mahmut Ekrem (1847-1914)
- Tevfik Fikret (1867-1915)
- Abdülhak Hamit (1852-1937)
- Ziya Paşa (1829-1880)
- Felsefi Bağlam: Bu edebiyatçıların eserlerinde Batı felsefesiyle ilgili tartışmaların etkisi ve bu konudaki felsefi tutumları açıkça görülebilir.
1.4. Ansiklopedi ve Felsefi Romanlar 📚
- ve 19. yüzyıl, başta Fransa olmak üzere Avrupa'nın genelinde felsefi ve edebi hareketliliğin yoğunlaştığı bir dönemdir.
- Ansiklopedi: Fransa'da Diderot ve d'Alembert'in öncülüğünde, çok sayıda filozofun katkılarıyla yayımlanmıştır.
- Diderot'nun Amacı: "Gerçekten de Ansiklopedi'nin amacı şu yeryüzündeki bölük pörçük ve dağınık bilgileri bir araya getirmek, birlikte yaşadığımız insanlara bu bilgilerin genel sistemini açıklamak ve bizden sonra gelecek insanlara aktarmaktır. Böylece daha önceki yüzyıllarda yapılmış çalışmalar, daha sonraki yüzyılların işine yarayacak ve daha bilgili hâle gelmiş olan torunlarımız hem daha erdemli hem de daha mutlu olacaklar ve biz de insan ırkına yakışır kişiler olarak ölüp gideceğiz."
- Felsefi Roman: Aklın kılavuzluğunda hemen her şeyin sorgulandığı bu yüzyıllarda kimi filozoflar görüşlerini edebi eserlerle ifade etmişlerdir. Bu eserlere felsefi roman denir.
- Rousseau (1712-1778): Julie ya da Yeni Heloise, Emile, Yalnız Gezerin Düşleri.
- Voltaire (1694-1778): Candide ya da İyimserlik, Zadig, Babil Prensesi, Beyaz Boğa, Micromegas ve Diğer Hikâyeler.
- Diderot (1713-1784): Kaderci Jacques ve Efendisi, Rameau'nun Yeğeni.
- Montesquieu (1689-1755): Öyküler, İran Mektupları.
- Önemi: Bu eserler, felsefi düşünceleri geniş kitlelere ulaştırmada önemli bir rol oynamıştır.
2. 20. Yüzyıl Felsefesine Zemin Hazırlayan Akımlar 💡
- yüzyıl felsefesinde çok sayıda felsefe yaklaşımı bulunmakla birlikte, bu dönemi anlamak için önceki dönemlerin düşünce birikimini incelemek gerekir. 20. yüzyıl felsefesine zemin hazırlayan başlıca felsefe yaklaşımları şunlardır:
2.1. Aydınlanma Felsefesi (18. Yüzyıl-19. Yüzyıl) 🌟
- Tanım: 18. ve 19. yüzyılın hâkim felsefesi olup, aklı insan yaşamında rehber olarak kabul etmiş; insanlığın aklın ve bilimin ışığıyla aydınlatılması gerektiğini savunmuştur.
- Temel İlkeler:
- ✅ Düşünce ve ifade özgürlüğü.
- ✅ Bireyci dünya görüşü.
- ✅ Toplumsal ilerleme fikrine inanç.
- Eleştiriler: 19. ve 20. yüzyılda romantiklerden muhafazakârlara kadar pek çok kesimce radikal olmak, doğa bilimlerini örnek almak, dine karşı bir tavra sahip olmak gibi nedenlerle eleştirilmiştir.
- Etkileri: Bu eleştirilere rağmen, Aydınlanma felsefesi çağdaş felsefe akımları üzerinde özellikle evrensellik, laiklik ve bilimi esas alma bakımından önemli etkiler bırakmıştır.
2.2. Pozitivist Felsefe (19. Yüzyıl) 🔬
- Kurucusu: Fransız düşünür Auguste Comte.
- Temel Yaklaşım: Modern bilimi ve özellikle fiziği esas alır.
- Metafiziğe Bakış: Metafizik, felsefe ve dini bilim öncesi dönemin düşünceleri olarak görür.
- Bilgi Anlayışı: Olgular dünyasının, başta fizik olmak üzere pozitif bilimlerin deneysel yöntemlerinin kullanılması sayesinde açıklanabileceğini savunur.
- Reddedilenler: Olguların ve duyusal alanın ötesindeki bir dünyaya ilişkin bütün yaklaşımları ve açıklamaları reddeder.
- Felsefenin Görevi: Pozitif bilimleri rehber alarak gözlemlenebilir olguların açıklamasını yapmalıdır.
2.3. Yaşam Felsefesi (19. Yüzyıl) 🧘♂️
2.3.1. Sören Kierkegaard (Varoluşçuluğun Öncüsü)
- Yaklaşımı: Doğa bilimlerini örnek alan, akılcı ve bilimci anlayışa karşı çıkarak, öznel ya da bireysel hakikatin önemini vurgulamıştır.
- Rasyonalist Felsefelere Eleştirisi: Rasyonalist felsefelerin her şeyi akla indirgediğini ve akıl dışındaki ögeleri, özellikle varoluşu unuttuğunu savunur.
- Varoluş Kavramı: Varoluş terimini insan için kullanır. Var olmak, belirli bir birey olmak için çabalamayı, değerlendirmeyi, seçmeyi ve karar vermeyi içerir.
- Felsefenin Yönelimi: Genel olana değil, özel olana; nesnel olana değil, öznel olana yönelmelidir.
2.3.2. Friedrich Nietzsche (Yaşam ve Ahlak Felsefesi)
- Yaklaşımı: Görüşlerini daha çok yaşam ve ahlak felsefesi üzerinde yoğunlaştırmıştır. 19. yüzyılın modern düşünceyi yücelten pek çok düşünüründen farklı olarak bu düşüncenin dayanaklarının çöktüğünü iddia etmiştir.
- Evren Anlayışı: Evrende yalnızca değişim vardır ve bu değişimi sürdüren yaşamın kendisidir. Yaşam her şeyin üstündedir.
- Çağının Eleştirisi: Yaşadığı çağın akılcılığa ve tarihe aşırı önem vermekle yaşama sırt çevirdiğini düşünmüştür.
- Ahlak Anlayışı:
- Köle/Sürü Ahlakı: Toplumun genel ahlakını bu şekilde niteler. Hristiyanlığın değerlerine karşı çıkar, çünkü bu ahlakın yaşamı ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu, güçlü ve bağımsız olanlara karşı sürünün içgüdülerini barındırdığını savunur.
- Üst İnsan Ahlakı: "Sürü" olarak gördüğü toplumun genel ahlakına karşı, güçlü ve bağımsız olarak nitelediği üst insanın ahlakını öne çıkarır.
2.4. Siyaset Felsefesi (19. Yüzyıl) 🏛️
2.4.1. G. W. F. Hegel (Diyalektik İdealizm)
- Etkisi: Diyalektik idealist kuramıyla hem kendi dönemini hem de hukuk felsefesi ve devlet öğretisiyle 20. yüzyılın farklı felsefe akımlarını etkilemiştir.
- Devlet Anlayışı: Ana ilgisi devleti çözümlemektir. İnsanlığın en yüksek toplumsal başarısı devletin varlığıdır.
- Devlet ve Birey: Devletin toplum ile bireyin birliğini temsil ettiğini savunur. Devlet, kendi üyelerinin karşısında duran soyut bir "tümel" varlık değildir, onlarda ve onlar yoluyla var olur.
- Kötü Yönetim: Devlet kötü yönetimle bozulabilir. Bu nedenle devlette keyfiliklere ve despotizme karşı önlemler alınması gerektiğini ifade eder.
2.4.2. Karl Marx (Diyalektik Materyalizm)
- Hegel ile İlişkisi: Hegel'in öğrencisi kabul edilir. Hegel'in diyalektik felsefesinin etkisiyle tarihin daha iyi bir yaşama doğru kaçınılmaz biçimde ilerlediği görüşünü benimsemiştir.
- Diyalektik Materyalizm: Hegel'in idealizmini reddederek diyalektik materyalist felsefeyi geliştirmiştir.
- Felsefenin Amacı: Filozofların dünyayı sadece açıklamak istediklerini ancak asıl önemli olanın dünyayı değiştirmek olduğunu söylemiştir.
- Tarih Anlayışı: Bütün toplumların tarihi aynı zamanda toplumsal sınıfların mücadelesinin tarihidir.
- Devlet Tanımı (Hegel'den Farklı): "Bir toplumsal sınıfın baskı altında tutulması amacıyla başka bir toplumsal sınıf tarafından örgütlenen güç." olarak tanımlamıştır.
- Etkisi: Görüşleri, 20. yüzyılda felsefenin yanı sıra çağın siyasetini ve kültürel yaşamını da etkilemiştir.
3. 20. Yüzyıl Felsefesinin Ayırıcı Özellikleri ve Temel Akımları 🌐
- yüzyılın sonlarından başlayıp günümüze dek uzanan dönemin felsefesine 20. yüzyıl felsefesi ya da çağdaş felsefe denilmektedir. Bu dönem, felsefi tartışmaların ve akımların oluştukları tarihsel bağlamdan ayrı değerlendirilemeyeceği, yoğun gelişmelerin yaşandığı bir süreçtir.
3.1. 20. Yüzyıl Felsefesinin Genel Özellikleri ✅
- Tarihsel Bağlam: Sömürge imparatorluklarının çöküşü, I. ve II. Dünya Savaşları, 1917 Sovyet Devrimi, siyasal hareketler, nükleer silahlanma, teknolojinin insan hayatı üzerindeki etkisinin artması, çevre sorunları gibi önemli gelişme ve olaylardan etkilenmiştir.
- Zenginlik ve Çeşitlilik: Filozof sayısı ve felsefe yaklaşımı bakımından önceki dönemlere oranla oldukça zengindir. Felsefi görüşler arasında önemli farklılıklar bulunur.
- Yeni Problemler ve Disiplinler: İçinde yeni felsefe problemlerini ve disiplinlerini barındırır (örn. sembolik mantık, dil felsefesi, varoluşçu felsefe, psikoloji felsefesi, toplumsal cinsiyet felsefesi, çevre felsefesi, bilim felsefesi).
- Uzmanlaşma: Uzmanlaşmanın geliştiği bir felsefedir.
- Özgün ve Eleştirel Çalışmalar: Büyük felsefe sistemlerinden ziyade belli alanlarda yapılan özgün ve eleştirel çalışmalar öne çıkar.
- Önceki Dönemlere Dönüş: Önceki dönemlerin filozoflarına dönme ve onları yeniden değerlendirme davranışına sıkça rastlanır.
- Akademik Gelişim: Genellikle üniversitelerde çalışan filozoflarca geliştirilmiştir.
- Kadın Filozofların Etkisi: Kadın filozofların sayısı ve etkisi önceki dönemlere göre artmıştır.
- Yeni Yöntemler: Felsefe yapmanın yeni yöntemleri önerilmiş ve geliştirilmiştir.
3.2. Temel Akımlar ve Öne Çıkan Problemler 📊
- yüzyıl felsefesinin zenginliği ve çeşitliliği, akımları ve problemleri sınıflamayı güçleştirmiştir. Ancak bazı temel akımlar ve onların ele aldığı problemler öne çıkmaktadır:
3.2.1. Fenomenoloji ve Gerçeklik-Görünüş Problemi 👁️
- Problem: Felsefede önemli tartışmalardan biri gerçeklik ve görünüş problemidir. Fenomen (görünen) ile gerçeklik birbirinden farklıdır. Bu da fenomenlerin gerçeklikle ilişkisinin açıklanmasını felsefi bir problem olarak ortaya koyar.
- Tanım: Çağdaş felsefede bu problem üzerinde duran bir felsefe yaklaşımıdır. Fenomenlerin bilgisinin mümkün olduğunu savunur.
- Bilgi Anlayışı: Duyular sayesinde genel olarak herkes tarafından kabul edilmesi mümkün olan bir gerçeklik değil, yalnızca kişisel olarak karşılaşılan şeyler algılanır. Bireyler fenomenleri doğal olarak birbirinden farklı ve kendilerine göre algılamaktadır.
- Edmund Husserl (Kurucusu):
- Odak Noktası: "Orada, dışımızda ne olduğundan ziyade bilincin ne anladığı"nın önemli olduğunu belirtir.
- Bilinç ve Varlık: İnsanın düşünceleri içine çevrildiğinde bunların bir nesneye yönelmiş olduğu görülür. İnsanın bir varlıkla karşılaşması bilincinin aracılığıyla olur.
- Yöntem: Fenomenoloji, bir felsefe akımı olmasının yanı sıra bir yöntemdir. Varlıkların ve olguların özüne ilişkin bilgi geliştirebilmek için paranteze alma yönteminin kullanılması gerektiğini düşünür.
- Paranteze Alma: Varlıkların ve olguların özü duyularla algılanan nesnelerin ötesinde bulunur ancak onlar da duyusal yaşantılara dayanır. Özün kavranabilmesi için bir yığın rastlantılar ve niteliklerle yüklü yaşantılarını, fikirlerini ve inançlarını bir kenara bırakılması ya da paranteze alınması zorunludur. Bu teknik sayesinde insan bilincinin varlıkların ve olguların "öz"ünü kavrayabileceğini savunur.
- Örnek: Bir evin maviye boyalı ön tarafı görüldüğünde, diğer taraflarının da mavi olduğu varsayılır. Yanılmamak için bu varsayımlar (evin diğer taraflarının da mavi olduğu inancı) paranteze alınmalı ve bilme sürecine bu varsayımlar olmadan başlanmalıdır.
3.2.2. Hermeneutik ve Yorum Problemi 💬
- Tanım: Genel anlamda herhangi bir ifade, anlam, metin ya da sanat eserini yorumlama sanatıdır. Yaygın diğer tanımıyla anlama öğretisidir.
- Temsilcileri: W. Dilthey ve H. G. Gadamer.
- Tarihsel Gelişimi: Orta Çağ'da Hristiyan teolojisinin kutsal kitaptaki tinsel hakikatleri anlayıp yorumlaması olarak sınırları çizilen hermeneutik, Dilthey ile farklı bir nitelik kazanmıştır.
- W. Dilthey:
- Katkısı: Hermeneutiği kutsal metinleri anlama ve yorumlama olarak anlayan dar çerçeveden kurtarmış ve tinsel bilimlerin metodu hâline getirmiştir.
- İşlevi: Yazılı metinleri anlama sanatı olarak hermeneutik, sadece filolojik yorumların metot ve kurallarını belirlemekle kalmaz, tarih gibi tinsel ya da sosyal bilimleri temellendirmede de önemli işlevlere sahiptir.
- Metin Anlayışı: Tinsel ya da sosyal bilimlerin yazılı metinlerini önce filolojik bir anlam eleştirisinden geçirmek, daha sonra da metinlerdeki sözcüklerin belli bir dönem ya da çağda geçerli olan anlamlarını ortaya çıkarmak gerektiğini belirtir. Çünkü belli bir dönemin ve kültürün anlaşılması için yazılı eserlerin görünen anlamının ortaya çıkarılması yeterli değildir; bunların belli bir dönem ya da çağın sahip olduğu tinsel yaşam içinde kazandıklarının anlamlarıyla ortaya çıkarılması gereklidir.
- H. G. Gadamer:
- Yaklaşımı: İnsanın kendine özgü anlamlar dünyasında yaşadığını, bu dünyanın da ancak refleksiyonlu (düşünümsel) bir anlama yoluyla bilinebileceğini savunur.
- Anlama Yöntemi: Çağlar, kültürler, sınıflar ve toplumlar ancak bir çağın ya da toplumun sözcüklere yüklediği ortak anlamlarla anlaşılabilir.
- Tanımı: Felsefi hermeneutiği yaşam biçimlerinin bütünlüğüne ulaşmayı amaçlayan bir anlama ve yorumlama yöntemi olarak tanımlamıştır.
3.2.3. Varoluşçuluk ve Varoluş-Öz Problemi 👤
- Tanım: İnsanın varoluşuyla doğa varlıkları arasındaki karşıtlıktan hareket ederek, iradesi ve bilinci olan insanların bunlardan yoksun olan nesneler dünyasına atıldıklarını ve varoluşsal problemlere sahip olduklarını öne sürer.
- 19. Yüzyıl Temsilcisi: Sören Kierkegaard.
- 20. Yüzyıl Temsilcileri: Martin Heidegger, Gabriel Marcel, Karl Jaspers, Jean Paul Sartre, Albert Camus.
- Temel Problemler:
- ✅ İnsan varoluşunun anlamı.
- ✅ İnsanın kendini gerçekleştirmesi.
- ✅ İnsan varoluşunun rastlantılar içinde oluşu ve güvensizliği.
- ✅ İnsan varoluşunun güçsüzlüğü ve hiçliği.
- ✅ Zaman içinde ve tarihselliği içinde insan.
- ✅ Ölüme mahkûm bir varlık olarak insanın varoluşu.
- ✅ Hiçlik karşısında insanın varoluşu.
- ✅ Özgürlüğü içinde insanın varoluşu.
- ✅ Topluluk içinde kaybolmuş insanın kendini bulması.
- ✅ İnsanın doğruluk ve ahlaklılık karşısındaki davranışı ve tutumu.
- Karl Jaspers:
- Varoluş Kavramı: İnsanın yaşadığı acı çekme, suçluluk ve ölüm gibi durumlarla açığa vurulan insanlık hâlini anlar. Bu durumlar bilimsel düşüncenin gözünden kaçar ancak dünyadaki varoluşumuzun güvenilmezliğini gösterir.
- Özgürlük: Toplum içinde başkalarıyla aynı durumda olan insanın özgür olmadığını belirtir. Din kurumları ve partilerin insanı özgür değil, eşit yapmaya çalıştığını savunur.
- Gerçek Varoluşa Ulaşma Koşulları: Yalnızlık, cesaret ve mücadele.
- Martin Heidegger:
- Odak Noktası: Canlı türü olarak insanı değil, varoluşsal kaygılarıyla birlikte somut insanı, tek bireyi açıklamak ister.
- Öz ve Yaşam: Her insan özünü yaşamın kendisine verdiği bir yığın olanakla biçimlendirir.
- İki Önemli Varlık Biçimi: Dünyanın içinde olmak ve birlikte olmak.
- Dünya Anlayışı: Dünya bir insan ürünüdür, insan yaratmasıdır. İnsan ortadan kalkar kalkmaz dünya da ortadan kalkar. Dünyanın kendi başına bir varlığı, kendine özgü bir değeri yoktur; bu değer, insanın dünyaya yüklediği bir değerdir.
- Birlikte Varoluş: İnsan varoluşu yalnız dünyada gerçekleşmez, öteki insanlarla birlikte gerçekleşir. Varlığımız insanların varoluşuyla iç içedir.
- Jean Paul Sartre:
- Varlık Sorunu: Neredeyse bütün yapıtlarında varlık sorununa yönelir.
- İnsan ve Özgürlük: İnsan özgür bir varlıktır; olmuş, bitmiş, son bulmuş bir varlık değildir. İnsan, gerçekleştirebileceği olanaklar toplamıdır.
- "İnsan ne ise o değildir, ne olmuşsa odur." Dolayısıyla insan ne yapabilirse odur.
- Varoluş Özden Önce Gelir: "Özgürlüğe mahkûmdur insan. Özgürlük onun alın yazısıdır. Her şeyde özgürdür insan, yalnız özgürlüğünde değil. Kimse insanı özgürlüğünden kurtaramaz. Özgürlük onun özüdür. Bundan dolayı insan zorunlu olarak huzursuz kalır." Bu sözlerinde görüldüğü gibi, varoluşçu felsefesinde insan için varoluş özden önce gelir. İnsan önce var olur, ardından özünü kendisi oluşturur.
3.2.4. Diyalektik Materyalizm ve Değişim Problemi 🔄
- Kurucuları: Alman düşünür Karl Marx ve İngiliz düşünür Friedrich Engels.
- Hegel ile İlişkisi: Hegel'in diyalektik idealizm öğretisinin diyalektik özelliğini materyalist temellerde yeniden yorumlamışlardır. Marx'a göre "Hegel'in başı üzerinde duran felsefesini ayakları üzerine oturtarak" gerçeklikle bağdaşan bir felsefe ortaya koymuşlardır.
- Felsefe mi Bilim mi?: Diyalektik materyalizmi bir felsefe akımı olarak değil, bir bilim olarak kabul etmişlerdir.
- Temel Varlık: Hegel'in idealizmine kökenden karşı çıkarak evrendeki temel varlığın doğa olduğunu, doğadaki gerçek varlığın da madde olduğunu savunmuşlardır.
- Madde ve Ruh: Evrende biricik töz maddedir, ruhsal olgular ya da bilinç nihayetinde maddenin ürünüdür. Tinsellik ya da ruhsallık, maddenin değişiminin sonucunda varoluş kazanır, varoluşundan sonra maddeye indirgenemez ama varlığını kesinlikle ona borçludur.
- Tarihsel Materyalizm: Marx ve Engels'in diyalektik maddeci felsefeyi toplumların tarihine uyarlamasıyla geliştirdikleri felsefedir.
- Tanım: Toplumların sosyoekonomik gelişiminin diyalektik bir süreçle ilerlediğini öne sürer.
- Altyapı-Üstyapı İlişkisi: Kültür, siyaset ve toplumsal gelişmeler ekonomiyle yakından ilgilidir. Ekonomi ve üretim biçimi toplumun altyapısını; kültür, sanat, felsefe ise üstyapısını oluşturur.
- Sınıf Mücadelesi: Üretim araçlarına ve sermayeye sahip olmak sınıfsal farkların temelini oluşturmaktadır. Tarih, sınıflar arasındaki savaşların tarihidir.
- Diyalektik: Bir yöntem olarak tarihin, oluşun ve siyasal hareketlerin nasıl geliştiğini gösterir. Ancak bu diyalektik anlayış, Hegel'in diyalektik anlayışını tersine çeviren bir düşünüş biçimidir.
3.2.5. Mantıkçı Pozitivizm ve Bilgi Problemi 🧠
- Tanım: 19. yüzyılda Comte tarafından temsil edilen pozitivist felsefenin 20. yüzyıldaki devamı olarak görülen bir felsefe akımıdır.
- Temsilcileri: Moritz Schlick, Rudolph Carnap, Hans Reichenbach, Karl Popper.
- Felsefeye Bakış: Felsefeye bilim penceresinden bakan bu ekolün düşünürleri, felsefenin görevinin bilime yardım etmek olduğunu savunmuşlardır. Bütün bilgi alanlarının bilim tarafından kapsandığını düşünürler.
- Felsefenin Görevi: Bilim dünyayı betimlerken, felsefenin yapabileceği işin bilimin kavramlarını çözümlemek ve eleştirmek olduğunu öne sürmüşlerdir. Dili çok anlamlılıktan kurtarmada ve dil analizi yapmada mantıktan önemli ölçüde yararlanmışlardır.
- Metafiziğe Karşı Çıkış: Mantıkçı pozitivizmin temsilcileri öncelikle metafiziğe karşı çıkmıştır. Kant, metafizik bilginin olanaksızlığını belirtmişken, bu ekolün temsilcileri daha ileri giderek herhangi bir önermenin eğer biçimsel bir önerme (mantık ve matematiğin içinde bir önerme) değilse veya deneyle sınanamazsa "anlamsız" olduğunu söylemişlerdir.
- Anlamlılık Kriteri: Bilimin ve felsefenin önermelerinin anlamlı olması gerektiğini, yani doğrulanmaya ya da sınanmaya açık olması gerektiğini savunmuşlardır.
- Temel İlkeler:
- ✅ Bir önermenin bilgisel anlamı, doğrulanabilirlik ilkesine göre değerlendirilmelidir.
- ✅ Bir önerme deneysel yoldan doğrulanmaya açık ise anlamlı, değilse anlamsızdır.
- ✅ Metafiziğin önermeleri deneysel olarak doğrulanamadıkları için anlamsız önermelerdir.
- ✅ Felsefenin en önemli alanı bilgi kuramıdır. Bilgi kuramı da mantıkla özdeştir.
- ✅ Felsefe, dil analiziyle uğraşmalı ve kavramların anlamlarını açıklığa kavuşturmalıdır.
- ✅ Geleneksel felsefe problemlerinin çoğu başarısız ifade edilmiş "sözde" problemlerdir.
- ✅ Doğru bilginin tek aracı bilimsel yöntemdir.
- Bilim Felsefesi: Bilimsel dünya görüşü bağlamında bilim felsefesini bilime yardımcı bir etkinlik olarak kabul etmiştir. Bilim felsefesine merkezi bir konum atfetmiştir. Bilimin rasyonel ve nesnel bir etkinlik olduğu, ilerlemeye dayalı bir bilgi dalı olarak diğer disiplinlerden ayırt edilmesi gerektiği gibi yargılar oluşturmuşlardır.
- Karl Popper ve Yanlışlanabilirlik İlkesi:
- Pozitivizme Eleştiri: Yaygın bilim anlayışı olan pozitivizm doğrulanabilirlik ilkesine dayanırken, Popper bu ilkeye karşı çıkar.
- Bilimsel Bilgi: Bilim insanı, ulaştığı bilgiyi mutlak doğru ilan etmeyip yalnızca geçici bir süre için güvenilir bilgi olarak kabul eden ve eleştirel akıl ile hep daha fazlasını arayan insandır.
- Yanlışlanabilirlik: Mutlak olmayan bilgi, doğru olmayan bilgidir ve yanlışlanabilirlik ilkesine bağlı bilgidir.
- Örnek: "Kuğular beyazdır." önermesi bir genellemedir. Evrenin herhangi bir yerinde "siyah tek bir kuğu"nun var olabileceği, yani önermenin yanlışlanabileceği şüphesinin hiçbir zaman göz ardı edilmemesi gerektiği fikri vardır. Bir hipotezin geçerliliğini sağlamak için tekil durumların bilgisi yeterli değildir; önemli olan, o hipotezin yanlışlanabilir olmasıdır.
- Thomas Kuhn ve Bilimsel Devrimler:
- Pozitivizme Eleştiri: Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı kitabında pozitivizmin ve mantıkçı pozitivizmin klasik bilim yaklaşımına eleştiriler yöneltmiştir.
- Bilimsel İlerleme: Bilimsel ilerleme düz bir çizgide değil, bilimsel devrimlerle gerçekleşir.
- Bilim Tarihindeki Aşamalar:
- Bilim Öncesi Dönem: Bilimsel bilginin sınırlı olduğu ve açıklama gücüne sahip teorilerin bulunmadığı dönem.
- Olağan Bilim Dönemi: Belli bir paradigma (bir bilim dalına ve döneme hâkim olan, yaygın biçimde kabul gören, değerler dizisine sahip bilimsel açıklama) yaygın biçimde kabul görür ve bilim insanları sorunları bu paradigmaya dayanarak çözer.
- Bunalım Dönemi: Mevcut bilimsel paradigma, ortaya çıkan soru ve sorunları çözmede gitgide daha yetersiz kaldığında ortaya çıkar.
- Bilimsel Devrim Dönemi: Bunalım döneminin sonlarında mevcut paradigmaya alternatif yeni bir yaklaşımın ya da açıklamanın ortaya çıkması ve o bilim dalında kabul görmesi sonucunda ilgili bilim dalında bilimsel devrim gerçekleşir.
3.2.6. Yeni Ontoloji ve Varlık Problemi 🌌
- Kurucusu: Alman filozof Nicolai Hartmann. Felsefi düşünüşün araştırma alanlarının hepsinin temelde ontolojik yapıda olduğunu kabul etmesiyle yeni ontolojinin kurucusu olmuştur.
- Varlık Katmanları: Hartmann'ın ontolojisine göre temelde gerçek varlık ve tinsel varlık olmak üzere iki ayrı varlık katmanı vardır.
- Gerçek Varlık Katmanı (Üç Ayrı Katman):
- İnorganik Katman: Cansız maddeler yer alır (Fizik ilgilenir).
- Organik Katman: Canlı varlıklar bulunur (Biyoloji ilgilenir).
- Ruhsal Katman: Bilinçli varlıklar ve onların ürünleri yer alır (Psikoloji ilgilenir).
- İdeal Varlık Alanı (Tek Katman):
- Tinsel Varlık Katmanı: Felsefenin konusu olan bu katmanı oluşturan varlıklar, insan ve onun değerleridir.
- Gerçek Varlık Katmanı (Üç Ayrı Katman):
- Katmanların İlişkisi:
- ✅ Gerçek varlık katmanları birbiri üzerine bir evin katları gibi sıralanmıştır.
- ✅ Zemindeki katmanın üst katmanlara gereksinmesi yoktur, onlar olmadan da olabilir ama zemindeki katman olmadan üst katmanlar olamaz.
- ✅ Her katmanın kendine göre bir yasası vardır, her biri kendine göre bir yenilik getirmiştir ve bunu bir önceki basamakla belirlemeye olanak yoktur.
- ✅ Bir yüksek katman bir önceki katmana bağlıdır ama onun tarafından belirlenmiş değildir.
- ✅ Bu dört varlık katmanı birbirinden kopuk olmadığı gibi birbiri içine geçmiş de değildir.
- ✅ İlk varlık katmanında yalnızca zaman ve mekân gibi kategoriler söz konusuyken, ikinci katmanda ayrıca büyüme ve gelişme etkili olur.
- ✅ Her varlık katmanında bir önceki katmana yeni kategori ve özellikler eklendiği için üçüncü varlık katmanında ikinci katmandaki kategorilere yaratıcılık eklenir.
- ✅ Dördüncü katmanda (tinsel katman) büyüme, gelişme ve yaratıcılığa ek olarak özgürlük vardır.
- ✅ Hartmann'a göre tinsel varlık katmanı en özgür ama en güçsüz olan varlıklardan meydana gelir.
4. Türkiye'de Felsefi Düşüncenin Gelişimi 🇹🇷
Türkiye'de modern felsefi düşüncenin gelişimi, 19. yüzyılda Batı dillerindeki felsefe eserlerine yönelik okumaların ve çevirilerin artmasıyla ve Batılılaşma hareketinin etkisiyle başlamıştır.
- 19. Yüzyıl Öncüleri: Cevdet Paşa, Münif Paşa, Filibeli Ahmet Hilmi, Ahmet Mithat Efendi gibi kişiler felsefe üzerine eserler kaleme almışlardır. Bu eserler genellikle akademik bir içeriğe sahip olmasa da felsefi düşüncenin yayılmasına katkıda bulunmuştur.
- Akademik Felsefenin Başlangıcı:
- Darülfünun (1865): Türkiye'de üniversite düzeyinde felsefe dersleri ilk kez burada verilmiştir. Bu, ülkemizdeki akademik düzeyde felsefe çalışmalarının öncüsüdür.
- Cumhuriyet Dönemi: İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurulan felsefe bölümü, Türkiye'nin ilk felsefe bölümüdür. Gerek İstanbul Üniversitesi gerekse Ankara Üniversitesinde açılan felsefe bölümleriyle birlikte yurt dışında eğitim görmüş Türk akademisyenlerin ve Almanya'dan gelen felsefecilerin öncülüğünde akademik felsefe çalışmaları biçimlenmiş ve hız kazanmıştır.
- Öne Çıkan Türk Felsefeciler: Hasan Âli Yücel, Nusret Hızır, Hilmi Ziya Ülken, Takiyettin Mengüşoğlu, Macit Gökberk, Nurettin Topçu, Aydın Sayılı, Bedia Akarsu, Nermi Uygur, Ioanna Kuçuradi Türkiye'de felsefi düşüncenin gelişmesine katkıda bulunan başlıca felsefecilerdendir.









