📚 Çalışma Materyali: II. Abdülhamid Dönemi Tarihçiliği Üzerine Bir Değerlendirme
Kaynak Bilgisi: Bu çalışma materyali, "Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, 2004, 71-90" makalesinden (Nadir Özbek, "Modernite, Tarih ve İdeoloji: II. Abdülhamid Dönemi Tarihçiliği Üzerine Bir Değerlendirme") ve ilgili bir ders kaydından derlenmiştir.
Giriş: II. Abdülhamid Dönemi Tarihçiliğindeki Değişim
II. Abdülhamid dönemi tarihçiliği, son yirmi beş yıl içinde önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Geleneksel olarak "Kızıl Sultan mı, Ulu Hakan mı?" gibi ideolojik kutuplaşmalarla anılan bu dönem, akademik tarihçilikte büyük ölçüde aşılmış, daha bilimsel ve objektif yaklaşımlar benimsenmeye başlanmıştır. Bu çalışma materyali, döneme ilişkin akademik tarihçilikteki yeni yönelimleri incelemekte ve Osmanlı tarihini modernleşme paradigması ışığında kurgulamanın ideolojik ve siyasi anlamlarını irdelemektedir. Tarihsel düşüncenin siyasi ve ideolojik işlevleri ile akademik tarihçiliğin objektiflik iddiasının siyasi anlamları bu bağlamda tartışılmaktadır. Geçmişe dair her türlü kurgunun, içinde bulunulan an tarafından koşullandırıldığı ve tarihçilik faaliyetinin de esasen geçmişe ilişkin bir kurgu olduğu vurgulanmaktadır. Cumhuriyet Türkiye'sinde Osmanlı geçmişine yönelik algıların, değişen siyasal konjonktürle birlikte önemli değişikliklere uğradığı belirtilmektedir.
1. Revizyonist Tarihçiliğin İlk Dönemi (1970'ler-1980'ler)
Akademik tarihçilikte Abdülhamid döneminin modernleşme anlatısına dahil edilme çabası iki ana aşamada gerçekleşmiştir. Birinci aşama, 1970'li ve 1980'li yıllardaki sınırlı sayıdaki çalışmalarla başlamıştır.
-
İktisat Tarihçiliğinin Rolü:
- Bu dönemde Osmanlı çalışmaları, iktisat tarihçiliğinin etkisi altında şekillenmiştir.
- Gündemdeki konular arasında azgelişmişlik, bağımlılık, tarımsal yapılar, feodalizm, Asya tipi üretim tarzı ve kapitalizme geçiş yer almıştır.
- Abdülhamid dönemi, iktisat tarihi literatüründe ayrı bir alt dönem olarak ele alınmasa da, mali politikaları ve altyapı hamleleri (tarım, eğitim, ulaşım, demiryolları) sağduyuyla değerlendirilmiştir.
- Bu yaklaşım, dönemin siyasi ve ideolojik kutuplaşmasından daha az etkilenilmesini sağlamıştır.
-
Önemli Çalışmalar ve Katkıları:
- ✅ Engin Deniz Akarlı (1976 Doktora Tezi): Abdülhamid dönemindeki altyapı atılımlarının Millî Mücadele ve Cumhuriyet'in kuruluş hamleleri açısından önemini vurgulayarak daha ılımlı bir yaklaşımın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu tez, Abdülhamid dönemini "uzun on dokuzuncu yüzyıl" perspektifiyle ele almıştır.
- ✅ Donald Quataert: Osmanlı Devleti'nde Avrupa İktisadi Yayılımı ve Direniş adlı çalışmasıyla, son dönem Osmanlı tarihine Türkiye siyasetinin dar kalıplarıyla yaklaşılmamasının yeni açılımlar sağlayabileceğini göstermiştir.
- ✅ Şevket Pamuk: Ondokuzuncu yüzyılın son on yılında, yani Abdülhamid döneminde, mali ve iktisadi konularda hayli iyi bir performans gösterilmiş olduğunu ortaya koymuştur.
- ✅ Stanford Shaw: Abdülhamid'i "son Tanzimat padişahı" olarak nitelemesi, dönemin Tanzimat ve modernleşme paradigması içine dahil edilmesinde önemli rol oynamıştır.
-
Sentez: Bu ilk revizyonist dalga, "Kızıl Sultan mı, Ulu Hakan mı?" tartışmasının yerini, Abdülhamid'in otokratik ve İslami yönü ağır basan, ancak Tanzimat çizgisinde modernleşmeci bir padişah olduğu yönünde bir senteze bırakmıştır.
2. Yeni Tarihçilik ve Avrupa-Merkezci Paradigmanın Eleştirisi (Son 10-15 Yıl)
Son on, on beş yılda Osmanlı tarihçiliği, teorik arayışlar ve uluslararası akademik camiayla daha güçlü entegrasyon sayesinde önemli bir dönüşüm geçirmiştir.
-
Ayırt Edici Özellikler:
- ✅ Avrupa tarihçiliğinin kavramsal çerçevesine aşinalık.
- ✅ Modernleşme paradigmasının Avrupa-merkezci varyantına getirilen eleştiri.
- ✅ Osmanlı tarihini dünya tarihi bütünlüğü içinde kurgulama çabaları.
- Modernleşme, artık Avrupa örneğinin gecikmiş bir türevi olarak değil, yerel koşulların yarattığı farklılıkları da kapsayan ortak küresel bir zamansallık içinde işleyen bir süreç olarak ele alınmaktadır.
-
Önemli Çalışmalar ve Katkıları:
- ✅ Selim Deringil: Abdülhamid dönemi siyaset ve ideolojisini meşruiyet paradigması ve uluslararası rekabet bağlamında inceleyerek öncü bir rol oynamıştır. Çalışması, farklı siyasi coğrafyalardaki tarihsel deneyimleri ortak bir küresel zamansallık içinde incelemiş ve gelişmişlik/gecikmişlik sıralamasına tabi tutmamıştır.
- ✅ Benjamin Fortna: Abdülhamid dönemi eğitim sistemi üzerine yaptığı çalışmalarda, müfredattaki dini ve ahlaki değerlerin ağırlığını Batı'yı taklit etme çabası olarak değil, yerel ihtiyaçların bir ürünü olarak değerlendirmiştir.
- ✅ Elizabeth Frierson: Devlet, basın ve toplumsal cinsiyet konularını ele alarak "kamusal alan" kavramını Osmanlı bağlamında uygulamıştır. Kadın dergilerini inceleyerek Osmanlı kamusal alanının alt ve orta sınıf eğitimli kadınları da kapsayacak şekilde genişlediğini göstermiştir. Bu yaklaşım, kavramın burjuva liberal özünden arındırılarak toplumsal siyasetin karmaşıklığını anlamak için analitik bir araç olarak kullanılabileceğini ortaya koymuştur.
- ✅ Nadir Özbek: Padişahın monarşik tonları ağır basan sosyal yardım uygulamalarını, modern sosyal devletin Osmanlı coğrafyasında aldığı özgül biçim olarak kavramsallaştırmış ve Rusya, Almanya, Japonya örnekleriyle karşılaştırmıştır.
-
Osmanlı Siyasi Elitinin Konumu: Bu yeni yaklaşım, Osmanlı siyasi elitine ikincil bir öznellik atfetmek yerine, eşzamanlı ve küresel modernite koşullarında kendi kaderini başka coğrafyaların siyasi elitleri gibi tayin etme yeteneğine sahip bir özne olarak tasavvur etmiştir.
-
Epistemolojik Sorunlar: ⚠️ Avrupa-merkezci yaklaşımları aşma kaygısına rağmen, Osmanlı tarihini Avrupa tarihçiliğinin kavramsal donanımlarıyla yazmanın potansiyel epistemolojik sorunları ve "zihinlerin kolonileştirilmesi" riski de dile getirilmektedir. Edward Said'in oryantalizm eleştirisi bu bağlamda önem taşır.
3. Genel Bakış: Tarih Yazımının İdeolojik ve Epistemolojik Temelleri
Tarihçiliğin en kritik ve genel konularından biri, geçmişe dair her türlü kurgunun, içinde bulunulan an tarafından koşullandırıldığı ve bu nedenle ideolojik bir boyut taşıdığı gerçeğidir. Akademik tarihçiliğin bilimsellik ve objektiflik iddiası, çoğu zaman bu ideolojik boyutun ardına gizlenir.
-
Tarihin İdeolojik Doğası:
- 💡 Geçmişe ilişkin popüler tasavvurların ideolojik boyutunu görmek daha kolayken, akademik tarihçiliğin bu yönü, bilimsellik iddiası ardına gizlenmiş olması nedeniyle daha zordur.
- Tarihçinin tasavvur ettiği geçmiş ile tarihçinin bizzat içinde bulunduğu bugün'ün aynı zamansal düzlemde bulunduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda, Abdülhamid dönemini ılımlı ve orta yolcu bir yaklaşımla Osmanlı-Türkiye modernleşmesi sürekliliği kurgusu içine dahil etmenin de bir siyasete ve ideolojik pozisyona denk düştüğü açıktır.
- Akademik tarihçiliğin saygınlığı, üretilen bilginin siyasetler üstülüğü ve objektifliği kriterleriyle ölçülse de, bu durum bir yanılsama olabilir. Uluslararası bilimsellik amacı ve soyut bir dil kullanımı gibi mesleki pratikler bu yanılsamayı pekiştirebilir.
-
Walter Benjamin ve Tarihsel Düşünce:
- 📚 Walter Benjamin'in Tezi: "Geçmişi tarihsel olarak kurmak 'onu gerçekten olmuş olduğu gibi' tanımak değil, tehlike anında birden parlayıveren anıyı ele geçirmektir."
- Bu tez, tarihsel düşüncenin bugüne ilişkin bir kaygısı olması gerektiğini vurgular. Geçmişe ilişkin kurgu, olguları nedensellik ilişkisi içinde ardarda sıralamak değildir.
- Benjamin, historisist bir tarih anlayışını eleştirir ve "bir geçiş olmayan, zamanın onda durduğu ve onun tarafından üstlenildiği bir bugün kavramı" üzerine kurulu bir alternatif önerir.
-
Modernist-Historisist Anlayışa Eleştiri:
- Geleneksel tarih yazımında, siyasi elit, geçmişe ilişkin anlatının temel kurucu unsuru olarak kurgulanmıştır. Bu durum, iktidardaki kesimlerin egemenliklerini geçmiş-bugün-gelecek dizilimi içinde meşrulaştırma işlevine hizmet eder.
- Modernleşme paradigması ve historisist bir epistemolojiyi aşmayı hedefleyen bir tarihçilik, bu egemen siyasi eliti geçmişin kurucu unsuru olmaktan azletmelidir.
-
Alternatif Tarihçilik Yaklaşımları:
- Geniş Kitlelerin Deneyimleri: Alternatif bir tarihçilik, geniş kitlelerin yaşanmış deneyimlerini tarihin gerçek kurucu unsuru olarak ön plana çıkarmalıdır. Bu, sadece "aşağıdan yukarıya" bir tarihçilik önerisi değildir; çünkü "aşağıdan yukarıya" tarihçilik bile alt sınıfları egemenliğe karşı direnme yeteneğiyle sınırlayarak maduniyet hallerini sürekli kılabilir.
- Yeni Epistemoloji: Modernleşme ideolojisini aşmak için, aydınlanma rasyonel düşüncesinin felsefi mirası üzerinde temellenmiş kavramsal ve epistemolojik donanımların sorgulanması gerekir (Dipesh Chakrabarty). Ancak bu, kültürcü ve özcü bir yaklaşıma kayma riskini de barındırır.
- Alternatif Moderniteler: Son yıllarda "alternatif moderniteler," "Batı-dışı moderniteler" veya "melez moderniteler" gibi kavramlar yaygınlaşmıştır. Bu yaklaşımlar, moderniteyi kültürcü ve özcü bir anlayışla yorumlayarak, ortak ve eşzamanlı bir modernite anlayışından ayrılır.
- 📊 Bu yeni ideoloji, neo-modernizm olarak nitelendirilebilir ve kapitalist üretim ilişkilerinin küresel düzlemde çok odaklı olarak yeniden şekillenmesinin yarattığı siyasal ihtiyaçlardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Avrupa-merkezci bir modernleşme ideolojisinden çok-kültürlü bir modernleşme ideolojisine yöneliş, sermaye birikiminin küresel ihtiyaçlarına denk düşen yeni bir hegemonya arayışı olarak görülebilir.
- Kamusal Alan Kavramının Uygulanışı: Kamusal alan gibi kavramlar, Avrupa-merkezci özcü içeriklerinden arındırılarak Osmanlı tarihine uygulanabilir. Bu, kavramların analitik araçlar olduğu ve kültürel veya başka türlü özler taşımadığı anlayışına dayanır. Böylece, kamusal alan, toplumsal siyasetin karmaşıklığını ve tarihsel belirlenmişliğini kavrayan geniş, çoğul ve konjonktürel bir siyaset zemini olarak kullanılabilir.
Sonuç: Tarihçiliğin Sürekli Gelişen Doğası
II. Abdülhamid dönemi tarihçiliği, "Kızıl Sultan mı, Ulu Hakan mı?" gibi keskin kutuplaşmalardan, daha nüanslı ve bilimsel iddialarla örülmüş "orta yolcu" yaklaşımlara evrilmiştir. Ancak bu evrimin de kendi içinde ideolojik ve siyasi pozisyonları barındırdığı unutulmamalıdır. Akademik tarihçiliğin bilimsellik ve objektiflik iddiası, geçmişe ilişkin alternatif tahayyüllerin gözden düşürülmesine yol açabilir.
Tarihsel düşüncenin bugüne ilişkin bir kaygısı olması gerektiği ve geçmişin sadece olguların nedensellik ilişkisi içinde sıralanması olmadığı vurgulanmaktadır. Osmanlı-Türkiye tarihçiliği bağlamında, modernist-historisist tarih anlayışına getirilen eleştiriler, siyasi eliti geçmişin temel kurucu unsuru olmaktan azledip, geniş kitlelerin yaşanmış deneyimlerini tarihin gerçek kurucu unsuru olarak ön plana çıkarmayı hedeflemektedir. Bu, tarihi, içi boş bir nedensellik ve süreklilik hikayesi olarak değil, bugüne ilişkin bir müdahale kaygısıyla, alt sınıfların yaşanmış tecrübelerinin temel kurucu unsur olduğu bir anlatı olarak kurgulama sorumluluğunu ifade eder. Tarihçiliğin kendi tarihselliğinin farkında olması, üretilen bilginin siyasal ve ideolojik açılımlarını anlamak için hayati öneme sahiptir.









