Kaynak Bilgisi: Bu çalışma materyali, Türkiye'nin çok partili rejim dönemindeki antidemokratik yasalar sorununu ele alan bir ders kaydı sesli transkripti ve kopyalanmış metin kaynaklarından derlenmiştir.
Çok Partili Rejim Döneminde Antidemokratik Yasalar ve Anayasal Arayışlar (1945-1960)
Giriş
Türkiye'nin 1945-1960 yılları arasındaki çok partili hayata geçiş süreci, siyasi özgürlüklerin genişletilmesi çabalarıyla birlikte, mevcut anayasal yapının ve yürürlükteki yasaların getirdiği önemli kısıtlamalarla şekillenmiştir. Bu dönem, bir yandan demokratikleşme adımları atılırken, diğer yandan antidemokratik yasal düzenlemeler ve uygulamalarla gölgelenmiştir. Bu çalışma materyali, söz konusu yasal düzenlemeleri, siyasi partilerin konumunu ve anayasal arayışları detaylı bir şekilde incelemektedir.
1. Çok Partili Hayata Geçişte Antidemokratik Yasalar ve Sınırlamalar (1945-1950)
Çok partili hayata geçişin ilk evrelerinde muhalefet, anayasadan ziyade, anayasaya aykırı ve antidemokratik yasaların kaldırılmasını talep etmiştir. Bu talepler Dörtlü Takrir (1945), Hürriyet Misakı (1947) ve Milli (Teminat) And gibi belgelerde dile getirilmiştir.
1.1. Siyasal Parti Özgürlüğü ve Kısıtlamalar 📚
Bu dönemde siyasal partiler, Cemiyetler Kanunu hükümlerine bağlıydı.
- 1946 Cemiyetler Kanunu Değişiklikleri:
- "Tescil" (izin) koşulu kaldırıldı ve serbestlik ilkesi kabul edildi. ✅
- İdarenin derneklerin faaliyetini yasaklama yetkisi kaldırıldı.
- Sınıf esasına dayalı dernek (parti) kurma yasağı kaldırıldı.
- Türk Ceza Kanunu (TCK) Kısıtlamaları:
- TCK md. 141: Komünizan örgütlenmeleri yasakladı ve yaptırımları üç kez (1946, 1949, 1951) ağırlaştırdı. Bu madde, komünist olmayan sosyalist ve ıslahatçı partilerin de kurulmasını engelledi. ⚠️
- Örnek: 1946'da Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) ile Türkiye Sosyalist Partisi, Sıkıyönetim Komutanlığı'nca kapatıldı ve TSEKP yöneticileri ağır hapis cezalarına çarptırıldı.
- TCK md. 163: Antilaik dernekleşme ve partileşme yasaklandı ve cezai yaptırıma bağlandı.
- TCK md. 141: Komünizan örgütlenmeleri yasakladı ve yaptırımları üç kez (1946, 1949, 1951) ağırlaştırdı. Bu madde, komünist olmayan sosyalist ve ıslahatçı partilerin de kurulmasını engelledi. ⚠️
1.2. Seçim Hukuku Düzenlemeleri 🗳️
Bu dönemin en olumlu katkılarından biri seçim hukuku alanındaki düzenlemelerdir.
- 1946 Milletvekili Seçimi Kanunu:
- Tek dereceli seçim ilkesini getirdi.
- Seçimlerin tek günde yapılması esasını getirdi (yolsuzluk olasılıklarını azaltmak için).
- Ancak, gizli oy-açık döküm ilkesini tam sağlayamadı ve seçimlerin yürütümünü idareye bırakarak partizanlık ve kayırmacılığa açık kapı bıraktı.
- 1950 Milletvekili Seçimi Kanunu:
- "Milletvekili seçimleri tek derecelidir ve ekseriyet usulüne göre genel, eşit, gizli oyla yapılır. Oy, serbest ve şahsidir. Oyların sayılması ve ayrılması açıktır." (md. 1) ✅
- Seçimlerin yargıç denetim ve gözetiminde yapılmasını sağlayarak yargısal güvenceler getirdi.
1.3. Düşünsel Özgürlükler ve Basın 💡
- Düşünce Suçları: Tek partili dönemden beri var olan "düşünce suçları" (TCK 140, 141, 142, 163) kaldırılmadı, hatta ilk üçünün yaptırımları ağırlaştırıldı.
- Basın Özgürlüğü: Göreli iyileşmeler sağlandı. Hükümetin gazete ve dergi kapatma yetkisi kaldırıldı, basın suçlarında azaltmaya gidildi. Yayın çıkarmak için ruhsat alma ve para yatırma şartları kaldırıldı.
- Akademik Özerklik: 1946 tarihli Üniversiteler Kanunu ile idari ve bilimsel özerklik ile akademik özgürlükler tanındı.
1.4. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Özgürlüğü
İçtimaat-ı Umumiye Kanununa Müzeyyel Kanun kaldırılarak, izin sisteminden bildirim sistemine geçildi.
1.5. Çalışan Hakları 🚫
- Grev yasağı devam etti.
- 1947'de sendikal örgütlenme hakkı son derece dar bir çerçevede tanındı. İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun'un 5. maddesi, sendikaların siyasetle, siyasi propaganda ve yayın faaliyetleriyle iştigal etmesini yasakladı.
1.6. Yargılama Hukuku ve Sıkıyönetim ⚖️
- Yargı Bağımsızlığı: Yargı bağımsızlığı ve güvenceleri konusunda önemli bir iyileşme görülmedi. Tek olumlu gelişme, 1927'den beri işlerliği kalmamış olan İstiklal Mahkemeleri'ne son verilmesiydi.
- Sıkıyönetim: II. Dünya Savaşı nedeniyle 1940'ta ilan edilen sıkıyönetim, savaş bitiminden sonra bile 1947'ye kadar devam etti. Bu durum, iç politikada bir baskı aracı olarak kullanıldı ve özellikle sosyalist düşünce ve partiler ile işçi kuruluşlarını hedef aldı. ⚠️
1.7. Dönemin Sonucu: Budanmış Demokrasi
Bu dönemde, gerek yasalar gerekse sıkıyönetim uygulamaları yüzünden, sol kanadı budanmış bir demokrasi olgusu ortaya çıktı. Çok partili düzen, fiilen iki partili bir sistem (CHP ve DP) biçiminde belirdi ve "antikomünizm" konusunda birbirleriyle yarışan partiler, emekçi sınıf ve doktrin partilerinden yoksun bir demokrasi yarattı.
2. Demokrat Parti İktidarında Antidemokratik Uygulamalar (1950-1960)
1950-1960 dönemi, Demokrat Parti (DP) iktidarına sahne oldu ve bu süreçte antidemokratik düzenlemeler ve uygulamalar giderek arttı.
2.1. Çoğunlukçu Demokrasi ve Temsil Adaletsizliği 📊
DP, listeli adi çoğunluk sistemi sayesinde kazandığı oy oranlarının çok üstünde temsil oranlarına erişti.
- Örnekler:
- 1950 Seçimleri: DP %53.35 oy oranıyla TBMM'de %83.57 temsil oranı (408 sandalye) elde etti. CHP ise %39.78 oy oranıyla %14.40 temsil gücüne (69 milletvekilliği) erişebildi.
- 1954 Seçimleri: DP %56.61 oy oranıyla %92.98 temsil oranı (503 sandalye) kazandı.
- Sonuçları: Meclis'teki ezici çoğunluk, parti içi katı disiplin ve lider egemenliği, hükümetlerin tek elden hükmetmeye çalışmasına yol açtı. Meclisin hükümet üzerindeki denetimi kalmadı ve siyasal çoğunluk muhalefeti ezme yoluna gitti. İktidar partisi, "milli irade"nin tek temsilcisi olarak kendini gördü.
2.2. Muhalefete Yönelik Kısıtlamalar 🚫
1953 yılından itibaren antidemokratik düzenlemeler sürekli artış gösterdi.
- Üniversite Öğretim Üyeleri Yasağı: Üniversite öğretim üyelerinin siyasi kuruluşlarda görev almaları, siyasi yayın ve beyanda bulunmaları yasaklandı.
- CHP'nin Mal Varlığına El Konulması: "CHP'nin Haksız İktisaplarının İadesi Hakkında Kanun" ile ana muhalefet partisinin mal varlığına el konuldu ve Hazine'ye aktarıldı. Bu, yargı alanına giren bir konuda siyasal çoğunluğun iradesiyle "müsadere" cezası uygulanması anlamına geliyordu.
- Millet Partisi'nin Feshi: 1954 genel seçimleri öncesinde Millet Partisi, "din, mezhep ve tarikat esaslarına dayanan bir dernek" sayılarak feshedildi.
- Muhalefete Oy Veren Bölgelerin Cezalandırılması:
- 1950 Seçimleri: Çoğunlukla CHP'ye oy veren Abana, ilçe merkezi olmaktan çıkarıldı.
- 1954 Seçimleri: CHP'ye çoğunluk sağlayan Malatya seçmeni cezalandırıldı; Adıyaman ilçesi Malatya'dan kopartılarak il yapıldı.
- Cumhuriyetçi Millet Partisi'ne (CMP) çoğunluk veren Kırşehir ili, ilçeliğe indirildi.
2.3. Parti Faaliyetlerine Ek Kısıtlamalar ⛔
- Seçim Kanunu Değişiklikleri (1954): Karma liste usulüne son verildi ve partiler arası seçim anlaşmaları yasaklandı.
- Radyo Propagandası: Partilerin radyodan seçim propagandası yapmaları yasaklandı. "Devlet ve hükümet işlerinde vazife alanlar"ın konuşmaları ise propaganda sayılmayacaktı, bu da radyonun partizanlaştırılmasına yol açtı.
- "Güç Birliği" Yasağı: 1957'de muhalefet partilerinin seçimler için tasarladığı "Güç Birliği" yasaklandı.
- Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri: Partilerin seçim dönemleri dışında toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenlemeleri yasaklandı. Hükümet ve iktidar partisi ise bu konuda serbest bırakıldı.
- Ara Seçimler: Anayasanın açık hükmüne rağmen ara seçimler yapılmadı.
2.4. Tahkikat Encümeni (1960) 🚨
1960 yılında, ana muhalefet partisine yönelik büyük bir darbe olarak "Tahkikat Encümeni" kuruldu.
- Kuruluşu ve Yetkileri: DP çoğunluğunun kararıyla kurulan bu encümen (18 Nisan 1960), "CHP'nin yıkıcı, gayrimeşru ve kanundışı faaliyetleri"ni araştırmakla görevliydi ve 15 DP'li üyeden oluşuyordu.
- Geniş Yetkiler: Encümen, basın alanında adli ve idari mevzuatın uygulanıp uygulanmadığını araştırma, her türlü siyasal hareket ve faaliyeti durdurma, parti kongrelerini, toplantılarını, siyasal faaliyetleri, yeni teşkilat kurulmasını ve komisyon faaliyetleriyle ilgili yayınları yasaklama yetkisine sahipti.
- "İhtilal Organı" Niteliği: Ardından çıkarılan "TBMM Tahkikat Encümenlerinin Vazife ve Selahiyetleri Hakkında Kanun" ile encümenlere sorgu ve sulh hakimi ile askeri adli amirlere tanınan tüm hak ve yetkiler verildi. Yayın yasaklama, matbaa kapatma, evrak ve belgeye el koyma gibi yetkilerle donatılan encümen, yasama, yürütme ve yargılama yetkilerini elinde tutan bir "ihtilal organı" haline geldi.
- Tepkiler ve Sonuçları: Encümen çalışmaları gizliydi ve bunlara karşı gelenler hakkında ağır hapis cezaları öngörülmüştü. Bu yasa, "bardağı taşıran son damla" oldu ve 28 Nisan'da başlayan kitlesel öğrenci hareketleri sonucunda sıkıyönetim ilan edildi.
2.5. Basın Özgürlüğü ve Kamu Görevlileri Hakları 📉
- Basın Özgürlüğüne Kısıtlamalar: 1950 tarihli Basın Kanunu'nun ertesi yılından itibaren basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar başladı. Resmi ilanlar kararnamesiyle gazeteleri ödüllendirme veya cezalandırma yolu açıldı. Yeni basın suçları, yayın yasakları, sorumluluk alanının genişletilmesi gibi antidemokratik hükümlerle basın özgürlüğü neredeyse ortadan kalktı.
- Kamu Görevlilerinin Hakları: Kamu görevlilerine yönelik baskıların en ağırı, idareye re'sen emekliliğe sevk yetkisinin tanınması ve buna karşı yargı yolunun kapatılmasıydı. Emekli Sandığı Kanunu'ndaki bu değişiklik (md. 39/b), Yargıtay, Danıştay, Sayıştay üyeleri ve üniversite öğretim üyelerini de kapsayarak adli ve akademik güvenceleri zedeledi.
3. Anayasal Çözüm Arayışları ve Değerlendirmeler
Çok partili dönemde 1924 Anayasası'nda esaslı bir değişiklik yapılmamış olsa da, yaşanan tıkanıklıklar ve antidemokratik uygulamalar anayasadan kaynaklanan sorunları gündeme getirmiştir.
3.1. Yargısal Çözüm Arayışları ⚖️
- 1924 Anayasası ve Yargısal Denetim: 1924 Anayasası, yasaların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimini öngörmüyordu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 1931'de bu yolu kapalı olduğuna karar vermişti.
- Akşehir Hukuk Hakimi A. Refik Gür Kararı (1950'ler): Akşehir Hukuk Hakimi A. Refik Gür, mahkemelerin anayasaya aykırı yasaları uygulamaktan kaçınabileceği yönünde emsal bir karar verdi. 💡 Bu karar, anayasanın üstünlüğü ilkesini vurgulasa da, Yargıtay tarafından bozuldu.
- Sonuç: Bu seçkin yargıcın öncülük etmek istediği gelenek o dönemde kökleşemedi. Yasaların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi için 1961 Anayasası'nı beklemek gerekecekti.
3.2. Anayasa Değişikliği Talepleri 📜
Muhalefet partileri, antidemokratik uygulamalara karşı anayasa değişikliği önerileriyle tepki gösterdi. Başlıca talepler şunlardı:
- Yeni bir anayasa veya anayasanın değiştirilmesi.
- Modern demokrasi, halk egemenliği, hukuk devleti, sosyal adalet ve güvenlik esaslarına dayanan bir devlet nizamı.
- Hak ve özgürlüklerin açık ve güvenceli biçimde anayasallaştırılması.
- Yasamada dengelemeyi sağlayacak çift meclis sisteminin kabulü.
- Meclis Başkanlık Divanı'nın tarafsızlığının sağlanması, mecliste söz hürriyetinin ve yasama dokunulmazlığının güvenceye bağlanması.
- Yürütmenin yasama tarafından denetiminin etkinliğinin artırılması (soru, gensoru, meclis soruşturması).
- Cumhurbaşkanının partilerüstülüğünün ve tarafsızlığının sağlanması.
- Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencelerinin getirilmesi, Yüksek Hakimlik Şurası kurulması.
- Anayasa Mahkemesi kurulması ve bu mahkemenin Yüce Divan görevi de yapması.
- Siyasal partilerin anayasal statü ve güvencelere kavuşturulmaları ve yargısal denetime bağlanmaları.
- Gerçekleşme Durumu: Bu taleplerin hiçbiri, muhalefetin yeterli sandalye sayısına ulaşamaması nedeniyle gerçekleşmedi. Ancak, 1961 Anayasası'nın getireceği olumlu katkıların büyük bir bölümünü önceden olgunlaştırdılar.
3.3. TBMM'nin Yeni Anayasa Yapma Yetkisi Tartışması
TBMM'nin yeni bir anayasa yapmaya yetkili olup olmadığı da tartışma konusu olmuştur. Ahmet Mumcu gibi bazı hukukçular, 1924 Anayasası ile TBMM'nin kurucu güç olma niteliğini bitirdiğini ve yeni bir anayasa yapamayacağını savunurken, karşıt görüşler 1924 Anayasası'nın da olağan bir yasama meclisince yapıldığını belirterek TBMM'nin yetkili olduğunu ileri sürmüştür.
3.4. Dönemin Genel Değerlendirmesi 🤔
- Siyasal Aktörlerin Tutumu: Çok partili yaşama geçilirken iktidar ve muhalefet çevrelerinin gündeminde başlangıçta bir anayasa sorunu yoktu. CHP (1945-1950) ve DP (1950-1960) iktidarları, çoğunluk yönetimini kolaylaştıran 1924 Anayasası ile "barışık" bir tutum sergilediler. Yeni anayasal arayışlar ancak 1954 sonrası muhalefet döneminde başladı.
- Uzmanların ve Aydınların Endişeleri: Uzmanlar ve aydın kamuoyu, 1924 Anayasası'nın otoriter rejime kayışı kolaylaştırdığını, çoğulcu demokrasi için yetersiz, çoğunlukçu demokrasi için ise elverişli olduğunu savundu. Özellikle temel hak ve özgürlükler ile yargı bağımsızlığı ve denetimi konusundaki eksiklikler ciddi endişeler yaratıyordu.
- Sonuç: 1950-1960 dönemi, özellikle 1954 sonrası yaşanan gerginlikler ve anayasal krizler, siyasal kadroların bu konudaki "yanılgısını" ortaya koydu. 1924 Anayasası'nın siyasal çoğunluklara "frensiz" yönetim olanakları sunması, iktidar sahiplerinin "rahatlığı sevmesi" ile ilişkilendirildi ve Türkiye demokrasisinin ilerleyen yıllarda "biçimsel demokrasi" eleştirilerine maruz kalmasına zemin hazırladı.
Sonuç
Türkiye'nin çok partili hayata geçiş dönemi (1945-1960), demokratikleşme yolunda atılan önemli adımlara rağmen, antidemokratik yasalar ve uygulamalarla dolu karmaşık bir süreç olmuştur. Özellikle 1950 sonrası DP iktidarında artan kısıtlamalar ve Tahkikat Encümeni gibi yapılar, çoğunlukçu demokrasinin tehlikelerini gözler önüne sermiştir. Bu dönemdeki anayasal arayışlar ve muhalefetin talepleri, o gün için karşılık bulamasa da, 1961 Anayasası'nın temelini oluşturarak Türkiye'nin anayasal gelişimine önemli katkılar sağlamıştır.








