Bu çalışma materyali, çeşitli ders kaynaklarından (sesli ders kaydı ve metin belgeleri) derlenerek hazırlanmıştır.
📚 Geleneksel Türk Müzik Tarihi: Başlangıcından 17. Yüzyıla Kadar
📝 Giriş
Bu çalışma materyali, Türk müziğinin kökenlerine inerek, başlangıcından 17. yüzyıla kadar uzanan zengin tarihini detaylı bir şekilde incelemektedir. Özellikle Hun, Göktürk ve Uygur dönemlerindeki müzik kültürüne odaklanılacak, bu medeniyetlerin müzikal mirası ve günümüze uzanan etkileri keşfedilecektir. Ayrıca, Türk müzik teorisinin gelişimine önemli katkılar sağlamış Farabi ve Safiyuddin Urmevi gibi büyük şahsiyetler ve erken dönem nota sistemleri de ele alınacaktır. Türk müziğinin sadece bir sanat dalı olmanın ötesinde, aynı zamanda derin bir kültürel ve bilimsel miras olduğu bu materyalde açıkça görülecektir.
🌍 I. İslamiyet Öncesi Türklerde Müzik Kültürü
İslamiyet öncesi dönem, Türk müzik kültürünün temellerinin atıldığı, dini inançlar ve günlük yaşamla iç içe geçmiş bir dönemi temsil eder.
1. Gök Tanrı İnancı ve Ritüelleri
Türklerin İslamiyet'ten önceki dini inançlarının merkezinde Gök Tanrı inancı bulunmaktaydı. ✅
- Bu inanç sistemi, tabiat kuvvetlerine inanma, dua etme, kurban sunma ve çeşitli törenlerden oluşuyordu.
- Tek Tanrı düşüncesi etrafında şekillenen bu inanç, Orta Asya Türklerinin yaşamında derin bir yer tutuyordu.
2. Kurganlar ve Arkeolojik Bulgular
Orta Asya Türklerinin eşyaları ve hayvanlarıyla birlikte gömüldükleri mezarlara kurgan adı verilmekteydi. 📚
- Bir kurgan genellikle kare veya dikdörtgen biçiminde olup, odalardan meydana gelirdi.
- Müzik kültürüne dair önemli bulgular sunan kurganlar arasında şunlar sayılabilir:
- Noin-Ula Kurganı
- Şipovo Kurganı
- Pazırık Kurganı
- Esik Kurganı
- Salbık Kurganı
- Bu kurganlarda yapılan arkeolojik kazılar sonucunda boru, şaman davulu, davul, arp ve kopuz gibi dönemin müzik aletleri hakkında değerli bilgiler elde edilmiştir. Özellikle Altay Pazırık kurganlarında davul ve arp gibi müzik aletleri bulunmuştur.
3. Cenaze Törenleri ve Ağıtlar
Ölünün ardından onun iyi niteliklerini belirten, ölümden duyulan acıyı dile getiren söz veya melodilere sagu (ağıt) adı verilirdi. 😢
- Türklerde cenaze törenlerine yoğ ya da yuğ denirdi. "Yuğ" kelimesi aynı zamanda cenaze törenlerinde yakılan ağıtı (ölüyü anma ve ağıtlama) ifade ederdi.
- Yuğçı ya da sıgıtçı olarak adlandırılan, bu işi meslek edinmiş kadınlar, ölenin bütün meziyetlerini dile getiren ağıtlar söyleyip, ağlayarak acıyı ifade ederlerdi.
- Bu gelenek, günümüzde Malatya'da halen devam etmekte olup, bu işi yapan kadınlara keynenibaşı denilmektedir. Bu durum, Orta Asya'dan gelen bu kültürün ne denli köklü olduğunu göstermektedir.
- Kül Tigin Yazıtı'nda ölenin yuğ törenine gelen yasçı ve ağlayıcılardan söz edilmiştir. Bu yazıtlardan elde edilen bilgiler ışığında, kağanların ve devletin ileri gelenlerinin cenazelerinde Tuğ Takımlarının da bulunduğu sanılmaktadır.
- Orhun Kitabeleri'nde de Bumin Kağan'ın ölümüne yuğçı ve sıgıtçıların (yasçı ve ağlayıcı) geldiğinden bahsedilmektedir.
4. Kamlar ve Şamanik Müzik
Kam, bu dünya ile diğer dünya arasında şifa vermek amacıyla bağlantı kuran ve dini ayinler tertip eden kişi olarak tanımlanırdı. 🧙♂️
- Kamın davul ve def çalarak coşkuya kapılması ve kendinden geçmesi sonucunda farklı âlemlere yolculuklar yaptığına inanılırdı.
- Bir Altay şamanının, ölen bir kişinin ruhunu uzaklaştırmak için geceleri semavi dönüşler yaptığı kayıtlarda mevcuttur. Bu semavi dönüşler, yıldızların ve gezegenlerin dönüşlerinin taklit edilmesiydi.
- Bu esnada mutlaka davul ya da tef kullanılırdı. Davul ve tef, şamanlarda ruhun göklere yükselişi sırasında kötü ruhları kovmak, iyi ruhlarla temas kurmak ve karşılaşılan kuşları ve tabiat seslerini taklit etmek için kullanılırdı.
- Kamların yaptıkları dinsel törenler, Türk müzik kültürüne etki eden önemli faktörlerdendir.
- Kamlar; Altaylarda olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde Hunlar, Göktürkler ve Uygurlarda da mevcuttu ve yapılan törenler bütün medeniyetlerde benzerlikler gösterirdi.
- Bu törenlerde insan sesi ön plandaydı. Sözler doğaçlamaydı. Melodi ve ritmik ögeler oldukça önemli yer tutardı.
- Davul, def, boru, kopuz gibi çalgıların eşlik ettiği törenler müzikle iç içe olmuştur. Bu gelişmeler, Türk müziğinin olgunlaşmasında önemli rol oynamıştır.
🎶 II. Hun, Göktürk ve Uygur Dönemi Müzik Kültürü ve Çalgıları
Türk müziği, bu erken dönemlerde önemli bir gelişim göstermiş, farklı medeniyetlerle etkileşim içinde zenginleşmiştir.
1. Hun Müzik Kültürü
Hunlar Dönemi, Türk müziğinin temel taşlarının atıldığı, hem dini hem de askeri alanda müziğin aktif olarak kullanıldığı bir dönemdir.
- İpek Yolu'nun Etkisi: Hunlar Dönemi'nde İpek Yolu'nun kullanılıyor olması, diğer medeniyetler hakkında fikir sahibi olunmasını sağlamış, bu fikirler Türk müzik kültürüne yansımıştır.
- Pentatonik Yapı: Türk müziğinin beş tam sesli aralıklı yapıya kavuşması da bu dönemde gerçekleşen en önemli gelişmedir.
- Müzik Türlerinin Kökleri: Bugünkü Türk halk müziği, Türk askeri müziği ve Türk dini müziği geleneklerinin kökleri Hunlara dayanır.
- a) Dini Müzik: Hunlarda dini müzik, ilahi özelliğinin yanında ruhsal ve bedensel anlamda iyileştirici ya da büyüsel nitelikler taşımaktaydı. Bu müziği din, büyü ve tedavi işleriyle uğraşan kamlar yapardı. Kamların müziği; davul, def eşliğinde ya da eşliksiz olarak, çoğu kez de bedensel devinimlerle gerçekleştirilen ezgili konuşma, ağıt ve ilahilerden oluşmaktaydı.
- b) Tuğ Müziği (Askeri Müzik):
- Mısır'da ve Sümerlerde boru ve iri davullar askeri amaçlı kullanılmıştır.
- Davul, zurna, boru, zil gibi aletleri takım hâlinde kullanan ve orduda çaldıran devletlerin başında Orta Asya Türk devletleri gelir.
- İlk askeri müzik topluluğunu Hunlar kurmuştur.
- Hunlar Dönemi'nde tarihi Tuğ Takımı kadrosu; yırağ (surnay, zurna), borgu (boru), tümrük (davul), küvrük (kös) ve çengel (zil)den oluşmuştur.
- Savaşlarda hakanın yanında ve onun komutlarına göre çalınan hakanî kös de yüksek sesi ile ordunun hareketini yönlendiren bir diğer çalgıdır.
- Kahramanlık Öyküleri ve Destanlar: Savaşçı bir toplum olan Hunlarda kahramanlık öykülerine ve destanlara müzik eşlik ederdi.
- Ozanlar ve Kopuz: Eski Türklerde kopuzun, ozanların temel çalgısı olduğu çoğu kaynakta belirtilmiştir. "Ozan" kelimesinin anlamı "kopuz" demektir. "Oz" yay anlamına gelmekte ve kopuzu ifade etmektedir. "An" ise aidiyet bildiren bir ektir. Bu durumda ozan kelimesi, yaya yani kopuza sahip olan anlamına gelir. Ozanlar, kopuz eşliğinde destanların ve menkıbelerin yaşatılmasında önemli bir yer tutmuştur.
- Akınlar ve Jiravlar:
- Hunlar Dönemi'nde yaşayan Kırgızlarda ise sözlü geleneğin temsilcilerine akın adı verilirdi. Akın; Kırgızların kültürünü, yaşamını, tarihini sözlü gelenek hâlinde söyleyip şiir vasıtasıyla kuşaktan kuşağa ileten kişidir. Bu gelenekte sözlü nazım ürünleri kopuz eşliğinde doğaçlama seslendirilir.
- Âşık tarzı şiir geleneğinin Kazak Türkleri arasındaki en eski temsilcileri jiravlardır. Jiravlar sadece kahramanlık şiirlerini, destanları söyler ve orduyla savaşlara katılırlardı. Müzik aleti olarak da sadece kopuzu çalarlardı.
- Kırgızistan'da Manasçılar, Manas Destanı'nın bugünlere ulaşmasını sağlayan ozanlardır.
- Hun Ordusu ve Davul: Hun ordusunda davul ve bayrak sayısı, birliklerin sayısı kadardı. Her birliğe bir davul ve bayrak verilirdi.
Hun Çalgıları 🥁🎺🪕
Hunlar döneminde kullanılan başlıca çalgılar şunlardır:
- Kopuz: Türklerin bilinen en eski çalgısıdır ve kökü İlk Çağ'da Hunlara kadar dayanır. Hun kurganlarında bulunan telli saz parçalarının kopuz parçaları olduğu düşünülmektedir. Ozanların yanı sıra kamların da kopuz çaldığı bilinmektedir. Bir Çin kaynağında kamlık töreni ile ilgili bilgilerde, kamın tamburunu çalarak Tanrı'yı uyandırdığı ve istekte bulunduğu belirtilir; bu tamburun bir çeşit kopuz olduğu düşünülmektedir.
- Dombra: Türk dünyasında dombra, gıçek, tambur, bağlama gibi çalgıların kopuzdan türediği bilinmektedir. Buna göre kopuzun Türk telli ve yaylı çalgılarının atası olduğu söylenebilir. Bu çeşitleme ve türeme Hunlar öncesindeki dönemden itibaren başlamış ve Hunlar döneminde hız kazanmıştır.
- Boru ve Boynuz: Tuğ Takımı'nın temelini oluşturmasından dolayı boru Hunların sıkça kullandığı müzik aletlerinden biri olmuştur. Araştırmacılara göre Türk Orta Asya zurnasının geçmişi ve davul-zurna ikilisinin oluşması milattan önceki Hunlara dayanır. Boru, eski devirlerden beri Türkler tarafından kullanılan üflemeli bir çalgıdır. Yüksek sesli bir müzik aleti olması, onu askeri müzitte aranılan bir çalgı yapmıştır. Hun tarihinde boru ve davulun birlikte kullanıldığı Çin kaynaklarında yer almaktadır. Türklerin ordularında kullandığı bir başka çalgı ise boynuzdur. Boru ile aynı amaca yönelik kullanılmakla birlikte boru, genelde ahşaptan ya da metalden yapılırken boynuz, büyükbaş hayvanlardan temin edilmiştir.
- Hun Arpı / Hun Çengi: Kullanım alanı kopuz ve boru kadar yaygın olmasa da Hunlarda arp kullanımı önem teşkil etmektedir. İnsanlık tarihiyle birlikte gelişen bir çalgı olan arp; Batı dünyasında Mısır, Mezopotamya ve Eski Yunan menşeli bir çalgı olarak kabul edilmiştir. Türk tarihiyle ilgili araştırmaların birkaçında Altaylar'da bulunan Hunlara ait kurganlarda, buzlar arasında bozulmadan günümüze gelen çeşitli malzemeler arasında arp benzeri bir müzik aletine ait parçaların olduğuna işaret edilmiştir.
Müzik Türlerinin Şekillenmesi 📈
Hun hakanlarının saraylarında yapılan müzik, müzisyenliği iş olarak yapan kişiler tarafından yapılırken halk kendi içinde müziğini yapmıştır. Türk müziğinde sanat müziği ve halk müziği bu dönemde şekillenmiştir.
- Türk halk müziği Hunlardan beri Türk müziğinin temelidir.
- Askeri Türk müziği geleneği gelişerek daha sonra mehter boyutuna gelmiştir.
- Kamların müziği dini Türk müziğinin temelini oluşturmuştur.
- Günümüze kadar gelebilmiş ve kayıtlarda yer almış Hun çalgıları incelendiğinde coşkun ve dinamik melodileri çalabilecek olan davul, kös, zil gibi vurmalı çalgıların başta geldiği görülür.
Mehter Müziği 🎺🥁
Askeri müzik geleneğinin önemli bir parçası olan mehter müziği, Tuğ Takımı'nın çalgı kadrosunun Hunlar Dönemi'nde oluştuğunu gösterir.
- Mehter topluluğunda çalan müzisyenlere şakirdan adı verilirdi. Şakirdanlar, Enderun'da eğitim alırlardı.
- Mehterhane dönemi, Yeniçeri Ocağı'nın kapatılması ve çok sesli müzik topluluğu olan Muzıkayi Hümâyun'un kurulmasıyla son bulmuştur.
- Mehter müziğinin çalgıları iki grupta sınıflandırılır:
- Nefesli sazlar: Zurna, nefir, derviş boruları, av borusu, mehter boruları, yabancı kaynaklı borular, mehter düdüğü ve klarnet.
- Vurmalı sazlar: Kös, nakkare, tablbaz, def, davul, zil ve çevgan.
2. Göktürk Müzik Kültürü
Göktürkler Dönemi'nde Türk müziğinin pentatonik yapısı içerisindeki birleşmeler ve ses perdeleri geniş aralıklarla kullanılıyordu.
- Ağıtlar ve Yuğ Törenleri: Orta Asya Türklerinde olduğu gibi Göktürklerde de yuğ törenlerinin oldukça önemli bir yeri vardı. Bu törenlerde ağıtlar ve ağıtçılar bulunurdu. Yuğ töreni düzenlendiğinde birçok boy bu törenlere iştirak ederdi. Bu anlamda törenler, siyasi ve toplumsal yönden önemliydi. Günümüz Türkleri arasında ağıtçı kadın geleneği devam etmektedir.
- Çalgılar: Hunlarda olduğu gibi kopuz, arp ve diğer vurmalı çalgıları Göktürklerin de kullandığı kaynaklarda belirtilmiştir.
3. Uygur Müzik Kültürü
Uygurlar Dönemi'nde ise modal müzik gelişimini sürdürdü ve yeni müzik türlerinin egemenliği Türk müzik kültürünü etkiledi.
- Uygurlar tarafından kullanılan kadın ve erkeklerin çaldıkları dombra, koçkar, nay, daire/def, davul, kemençe gibi müzik aletleri öylesine çoktur ki bunlar o günden bugüne gelişerek yaşatılmıştır.
Uygur Çalgıları 🎵
- Dombra: Telli bir çalgıdır, genellikle ahşaptan yapılır ve uzun bir sapı ile armut şeklindeki bir gövdesi bulunur. İki teli vardır ve teller genellikle hayvan bağırsağından veya metalden yapılır. Türk kültüründe kopuz gibi diğer telli çalgılarla da bağlantılıdır ve tarihsel olarak benzer bir işlev üstlenmiştir.
- Koçkar: Telli bir çalgıdır, genellikle iki veya üç telli bir çalgı olarak tasvir edilir. Teller hayvan bağırsağından veya ipekten yapılırdı. Uygurların Budist ve Maniheist (Mani adında bir peygamber tarafından kurulan bir din ve felsefi sistemdir) inançlarına bağlı müziklerinde yer almıştır.
- Nay: Kamıştan yapılan bir nefesli çalgıdır. Türk-İslam dünyasında olduğu gibi, Uygurlar döneminde de ruhun derinliklerine hitap eden bir çalgı olarak kabul edilmiştir.
- Daire / Def: Ahşap bir çember üzerine deri gerilerek yapılan, genellikle zil veya metal halkalar eklenerek ritim zenginliği sağlanan bir vurmalı çalgıdır.
🧠 III. İslam Sonrası Dönemde Müzik Bilimi ve Teorisi
İslamiyet'in kabulünden sonra Türk müzik kültürü, bilimsel ve teorik alanda önemli şahsiyetlerin katkılarıyla büyük bir gelişim göstermiştir.
1. Farabi (Ebu Nasr Muhammed El Farabi, M.S. 870 - 950) 💡
Türk ve İslam dünyasının en önemli bilim insanlarından biri olan Farabi, müzik teorisine de büyük katkılar sağlamıştır.
- Hayatı: Türkistan'da eski bir yerleşim merkezi olan Otrar'da doğmuştur. İlköğrenimini Farab ve Buhara'da tamamlayan Farabi, buradan Bağdat'a gitmiştir. Bağdat'ta bulunduğu sürede ilim ve teknolojinin yanında farklı diller üzerinde de ustalık kazanmıştır. Batı kaynaklarında Farabi'nin adı Alpharbius veya Alpharabi olarak geçmektedir.
- Lakabı: Felsefe ve çeşitli bilimlerdeki bilgisinin ve görüşlerinin derinliği nedeni ile Aristo'dan sonraki Mualim-i Sâni (İkinci Öğretmen) denmiştir.
- Eserleri:
- Kitabü'l Musiki'ül Kebir (Büyük Musiki Kitabı): Bu eserinde müziğin etkilerini açıklamıştır.
- El Medhal Fil-i Musiki: Bu eserinde kendinden önce yaşamış müzik üstatlarının, Aristo'nun ve Pythagoras'ın görüşlerine yer vermiştir.
- Bilimsel Katkıları: Farabi, sesin dalga boyunun, tel uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını deneyler yaparak tespit etmiş ve tambur üzerinde uygulamıştır. Bu da onun müzik teorisine bilimsel bir yaklaşım getirdiğini göstermektedir.
2. Safiyuddin Urmevi (1224 - 1294) 📊
Selçuklular Dönemi'nde yaşamış olan Urmiyeli Safiyuddin, Türk ve İslam müziğinin temel kuramcılarından biridir.
- Hayatı: Bağdat'ta doğan Safiyuddin Abdülmümin Urmevi, Azerbaycan'da yaşamıştır.
- Ünvanı: İyi bir ut icracısı olduğu bilinen Urmevi, özellikle müzik teorileri ve icrası konusunda devrinin en üstün müzik adamı kabul edilmiştir. Türk ve İslam dünyasının temel müzik kuramcılarından biri olmuştur.
- Bilimsel Katkıları: Ses fiziği alimi olan Urmevi, Türk müziği ses sistemi ile ilgili önemli çalışmalar yapmıştır. Ayrıca Türk müziği makamlarının insan psikolojisi üzerindeki etkilerini de incelemiştir. Yaşadığı dönemde müziği bilimsel ve klasik kalıplara koyarak Türk-İslam müziğinin doğmasına katkı sağlamıştır.
- Eserleri:
- Kitabü'l Edvar
- Şerefiyye
- Önemli Eser: Safiyuddin'in Kitabü'l-Edvar'ında yer alan Nevruz Remel Beste, günümüze ulaşan notaya aktarılmış Türk müziği eserlerinin en eskisidir. Bu eser, dönemin müzik anlayışını ve teorik bilgisini günümüze taşıyan eşsiz bir örnektir.
🎼 IV. Türklerde Nota Sistemleri ve Gelişimi
Türk müzik tarihinde nota sistemlerinin gelişimi, müziğin kayıt altına alınması ve gelecek nesillere aktarılması açısından kritik bir rol oynamıştır.
1. Erken Dönem Nota Sistemleri
- Uygurlar: İran'da geliştirilen "mani nota yazısı"nı kullanmışlardır.
- Hitay Türkleri: Çin'de yaşayan Hitay Türkleri ise adına "ayalgu" dedikleri bir nota sistemi geliştirmiştir. Bu durum, farklı Türk topluluklarının kendi müziklerini kaydetmek için çeşitli yöntemler aradığını göstermektedir.
2. Ebcet Notası 🔢
Türklerde bilinen ilk nota sistemlerinden biri, Kindî'nin ebcet notasıdır.
- Kullanımı: İlk kez Farabi tarafından kullanılmış ve Şirazî, Urmevî ve Abdülkadir Meragi gibi üstatların katkılarıyla daha da gelişmiştir.
- Tanımı: Arap alfabesindeki harf ya da harf gruplarının bir sese karşılık geldiği, süre değerlerini ise harflerin altına konulan rakamların belirlediği bir nota yazım sistemidir.
- Rolü: Bu sistem, Türk ve İslam müziğinin teorik temellerinin atılmasında ve eserlerin gelecek nesillere aktarılmasında kritik bir rol oynamıştır. Ebcet notasının gelişimi, müziğin sadece icra edilmekle kalmayıp, aynı zamanda yazıya dökülerek incelenebilir ve öğretilebilir bir disiplin haline gelmesine olanak tanımıştır. Bu sayede, müzik eserlerinin yapısı, makamları ve ritmik özellikleri daha sistematik bir şekilde analiz edilebilmiş, müzik teorisi alanında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu nota sistemleri, Türk müziğinin zenginliğini ve derinliğini belgeleyerek, günümüz müzikologlarına ve icracılarına paha biçilmez bir miras bırakmıştır.
✅ Sonuç
Başlangıcından 17. yüzyıla kadar Türk müziğinin geçirdiği evreler, kültürel etkileşimler, kullanılan çalgılar, önemli müzikologlar ve nota sistemleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu zengin tarih, Türk müziğinin sadece bir sanat dalı olmanın ötesinde, aynı zamanda derin bir kültürel ve bilimsel miras olduğunu açıkça göstermektedir. Türk müziği, köklü geçmişiyle günümüz müzik kültürüne ışık tutmaya devam etmektedir.









