📚 Çalışma Materyali: Türkiye'nin Soğuk Savaş'a Girişi ve 27 Mayıs Darbesi'ne Giden Süreç
Kaynak Bilgisi: Bu çalışma materyali, bir dersin sesli transkripti ve kullanıcı tarafından sağlanan kopyalanmış metin kaynakları birleştirilerek hazırlanmıştır.
Giriş
Bu çalışma, İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye'nin dış politikasında yaşanan köklü değişimleri ve iç siyasetteki çalkantıları incelemektedir. Özellikle Sovyetler Birliği'nin Boğazlar üzerindeki talepleriyle başlayan Soğuk Savaş dönemi diplomatik krizleri ve bu krizlerin Türkiye'nin Batı blokuyla yakınlaşmasındaki rolü ele alınacaktır. Ardından, Demokrat Parti iktidarı döneminde artan siyasi kutuplaşma, ekonomik sorunlar ve toplumsal gerilimlerin 27 Mayıs 1960 askeri darbesine nasıl zemin hazırladığı detaylandırılacaktır.
1. Boğazlar Krizi ve Türkiye'nin Batı'ya Yönelişi (Ağustos 1946)
İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte, savaş boyunca Türkiye'nin izlediği "denge politikasından" rahatsız olan Sovyet Rusya, Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak amacıyla Boğazlar rejimine dair ilk resmi notasını vermiştir. Bu nota, büyük bir krizin başlangıcı olmuştur.
- Büyük Krizin Başlangıcı (8 Ağustos 1946): Sovyet Rusya, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni fiilen yok saymayı amaçlayan kapsamlı ve ağır bir nota ile Türkiye'ye stratejik taleplerini iletti.
- Sovyetlerin 4 Maddelik Stratejik Talepleri:
- ✅ Ticari Serbesti: Boğazlar, tüm devletlerin ticaret gemilerine kayıtsız şartsız açık olmalıydı.
- ✅ Karadeniz Güvenliği: Karadeniz'e kıyıdaş tüm devletlerin (başta SSCB) savaş gemilerine Boğazlar her zaman açık tutulmalıydı.
- ✅ Dış Dünyaya Kapatma: Karadeniz'e kıyısı olmayan dış devletlerin (ABD, İngiltere vb.) savaş gemilerine, çok özel durumlar haricinde Boğazlar tamamen kapatılmalıydı. (Bu, Batılı güçlerin Karadeniz'e girişini engellemeyi amaçlıyordu.)
- ✅ Ortak Denetim (En Kritik Madde): Boğazlar rejimi, Türkiye ile Karadeniz'e kıyısı olan devletler tarafından ortaklaşa belirlenmeli; bu rejimde en fazla söz hakkı ve idari yetki Sovyet Rusya ve Türkiye'de olmalıydı. (Bu madde, SSCB'nin Boğazlar'da askeri üs istemesinin diplomatik kılıfıydı.)
- Türk Basını ve Kamuoyunun Reaksiyonu: Notanın şoku sürerken, Türk basınında ABD'nin Boğazlar konusunda Türkiye'ye tam destek vereceği yönünde haberler çıkmaya başladı. Bu durum, Türk kamuoyundaki yalnızlık psikolojisini kırmıştır.
- Anglo-Amerikan Blokunun Erken Müdahalesi: Sovyetlerin yayılmacı hamlesine karşı, Türkiye'den bile önce Batılı büyük güçler diplomatik yanıt verdi.
- 19 Ağustos: ABD, Moskova'ya resmi cevap notasını iletti.
- 21 Ağustos: İngiltere, kendi cevap notasını iletti.
- Batı'nın Hukuki Tezi: ABD ve İngiltere, Boğazlar rejimini koruma ve denetleme yetkisinin münhasıran Türkiye'nin egemenlik görevi olduğunu vurguladı. Statü değişikliği yapılacaksa, bunun iki devlet arasında değil, uluslararası bir konsensüsle (gerekirse Birleşmiş Milletler nezdinde) olması gerektiğini belirterek Sovyetlerin ikili dayatmasını reddettiler.
2. Karşılıklı Notalar Savaşı ve Diplomatik Restleşme (Ağustos - Eylül 1946)
- Türkiye’nin Tarihi Reddi (22 Ağustos 1946): Batı dünyasının diplomatik desteğini arkasına alan Türkiye, Sovyet Rusya’nın egemenlik haklarını ve toprak bütünlüğünü tehdit eden isteklerini kesin bir dille reddetti. Türkiye, Montrö Sözleşmesi'nin revize edilebileceğini ancak bunun uluslararası bir konferansla olması gerektiğini savundu.
- Sovyetlerin İkinci Baskısı (24 Eylül 1946): Türkiye’nin reddi karşısında geri adım atmayan Sovyet Rusya, yaklaşık bir ay sonra daha agresif bir nota iletti. Moskova, Boğazlar meselesinin sadece Türkiye ve Karadeniz'e sınırı olan ülkeleri ilgilendiren bölgesel bir mesele olduğunu savunarak uluslararası aktörlerin müdahalesini reddetti ve ilk notadaki ağır taleplerini aynen tekrarladı.
- Diplomatik "Notalar Savaşı" Dönemi: 24 Eylül notasından itibaren Ankara ve Moskova arasında karşılıklı, sert tonlu diplomatik notalar verilmeye devam etti. Bu süreç, Soğuk Savaş'ın Türkiye cephesindeki en sıcak diplomatik kırılmasıdır.
- Batı Desteğinin Kurumsallaşması: Sovyetlerin baskıyı ısrarla sürdürdüğü bu süreçte, Amerika ve İngiltere her seferinde Türkiye’yi destekleyen, Sovyet tezlerini çürüten ve Türkiye'nin yalnız olmadığını gösteren yanıtlar vererek Ankara'nın arkasındaki diplomatik kalkanı güçlendirdi.
3. ABD'nin Politika Değişikliği ve Türkiye'yi Destekleme Nedenleri
- Batı Türkiye’yi Neden Destekledi? Amerika ve İngiltere’nin Türkiye’nin yanında saf tutmalarının temel sebebi, Sovyet Rusya’nın II. Dünya Savaşı sonrası iyice belirginleşen yayılmacı (ekspansiyonist) politikasıydı. Batı, Türkiye'nin düşmesi durumunda tüm Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'in komünizmin kontrolüne geçeceğini fark etti.
- Türkiye’nin Stratejik Konumu: II. Dünya Savaşı’nın sonundan itibaren kuzeydeki devasa güç karşısında büyük endişe duyan ve uluslararası alanda yalnız kalan Türkiye, bu jeopolitik kırılma sayesinde aradığı dış desteği bulmuş ve dış politikasını tamamen Batı eksenine (ilerleyen süreçte NATO'ya) kaydırmıştır.
- Türk-Amerikan İlişkilerinin Temel Dinamiği: II. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye-ABD ilişkilerinin gelişim seyri, doğrudan Sovyet Rusya-Türkiye ilişkilerinin gerginlik derecesiyle yakından alakalı olmuştur. Moskova baskıyı artırdıkça, Washington-Ankara hattı yakınlaşmıştır.
- ABD’nin Büyük U-Dönüşü (Politika Değişimi):
- Savaşın Sonu (1945): Yalta ve Potsdam konferanslarında ABD, müttefiki olan Sovyet Rusya’yı küstürmemek için Sovyetlerin Türkiye üzerindeki taleplerine (özellikle Montrö'nün revize edilmesine) kısmen olumlu/ılımlı bakıyordu.
- Savaş Sonrası (1946): Ancak savaş biter bitmez Sovyetlerin hem Balkanlar’da (uydulaştırma politikası) hem de Orta Doğu’da agresif bir yayılmacılık izlemesi üzerine ABD derin bir tehdit algılamış; eski politikasını tamamen terk ederek tam aksine Türkiye’yi askeri ve diplomatik olarak destekleme kararı almıştır.
- ABD'nin Stratejik Hedefi: Amerika, Türkiye’nin Sovyet baskısı altında ezilmesini, çökmesini veya komünist bloka dahil olmasını kesinlikle istemiyordu. Doğu Akdeniz barajının yıkılmaması için Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun yanında olunması gerektiği fikri Washington'da hakim olmuştur.
- Krizi Tetikleyen Bölgesel Gelişmeler: ABD'yi bu sert ve kararlı tutuma iten iki büyük bölgesel kriz daha vardı:
- 🇬🇷 Yunanistan İç Savaşı: Yunanistan'da komünist gerillalar ile kraliyet yanlıları arasında çıkan iç savaşta, komünistlerin arkasında Sovyet blokunun olması Batı'da büyük panik yaratmıştır.
- 🇮🇷 İran Krizi (Azerbaycan Demokratik Fırkası Olayı): Sovyetlerin savaş bitmesine rağmen İran'ın kuzeyinden askerlerini çekmemesi ve İran üzerinde kurduğu yoğun askeri/siyasi baskı, ABD'nin Türkiye'ye yönelik korumacı politikasını hızlandırmıştır.
4. Küresel Dengeler ve Truman Doktrini'ne Giden Yol
- Boğazlar Konusunda Doktrinel Ayrılık: Amerika, Boğazlar’ın sadece Sovyet kontrolüne girmesini önlemek adına bu stratejik su yolunun uluslararası statüde kalmasını savunmuştur. Bu tutumuyla, Boğazları ikili/bölgesel tahakküm altına almak isteyen Sovyet Rusya’dan tamamen farklı ve taban tabana zıt bir dış politika çizgisi takınmıştır.
- İlişkilerin Kronolojik Olarak Isınması: Sovyetlerin Türkiye üzerindeki baskısını resmileştiren meşhur 2 Kasım 1945 notasından kısa bir süre önce filizlenmeye başlayan Türk-Amerikan ilişkileri, 1946 yılındaki Boğazlar kriziyle birlikte gitgide daha sıcak, askeri ve ekonomik ortaklığa dayalı bir boyuta evrilmiştir. Bu ısınmanın en sembolik adımı, ölen Washington büyükelçimiz Münir Ertegün'ün cenazesinin 1946'da ünlü Missouri zırhlısı ile İstanbul'a getirilmesidir 🚢.
- Başkan Truman’ın Tarihi Mesajı (Ekim 1945): ABD Başkanı Harry S. Truman, daha 1945 yılının Ekim ayı sonunda (Boğazlar krizinin henüz başında) verdiği meşhur demeçte, II. Dünya Savaşı sonrasında kurulacak yeni dünya düzeninde hiçbir ülkenin haksız arazi ve sınır değişikliğine (toprak taleplerine) izin verilmeyeceğini sert bir dille ilan etmiştir.
- 💡 Önemli Not: Truman'ın bu açıklaması, doğrudan Sovyet Rusya'nın Türkiye'den istediği Kars ve Ardahan ile Boğazlar üzerindeki toprak/üs taleplerine karşı yapılmış ilk açık küresel gözdağıdır ve ileride ilan edilecek olan Truman Doktrini (1947) ile Marshall Planı'nın fikirsel temelini oluşturmaktadır.
5. Demokrat Parti Dönemi (1957–1960) ve 27 Mayıs Darbesi'ne Giden Süreç
Demokrat Parti iktidarı, 1950'li yılların ikinci yarısında artan siyasi gerilimler, ekonomik sıkıntılar ve toplumsal kutuplaşma ile karakterize olmuştur. Bu dönem, Türkiye'yi 27 Mayıs 1960 askeri darbesine götüren önemli olaylara sahne olmuştur.
- 1957 Erken Genel Seçimleri:
- Normalde Mayıs 1958'de yapılması gereken seçimler, DP yönetiminin muhalefetin yıpratıcı faaliyetlerini gerekçe göstermesiyle 27 Ekim 1957'ye alındı.
- Seçim Kanunundaki Değişiklikler: DP, muhalefetin birleşmesini engellemek amacıyla yeni bir seçim kanunu çıkardı. Bu kanuna göre, bir siyasi parti başka bir partiyi destekleyemeyecek ve son 6 ay içinde partisinden ayrılan kişiler başka partiden aday olamayacaktı. Bu düzenleme özellikle DP'den ayrılan Fuad Köprülü'yü hedefliyordu.
- Seçim Kampanyaları ve Sonuçları:
- DP'nin Vurguladığı Konular: Ekonomik kalkınma, CHP'nin sert muhalefeti, hayat pahalılığı, Sovyetler Birliği ile ilişkiler ve çözümün DP'de olduğu düşüncesi.
- CHP'nin Vurguladığı Konular: Anti-demokratik yasaların kaldırılması, hayat pahalılığı ve hükümetin yanlış ekonomi politikaları.
- 1957 Seçim Sonuçları: DP 424, CHP 178, CMP 4, HP 4 milletvekili kazandı. DP oy kaybetmesine rağmen iktidarını sürdürdü.
- Menderes Hükümetinin Kurulması:
- 1 Kasım 1957'de TBMM açıldı. Refik Koraltan TBMM Başkanı, Celal Bayar (3. kez) Cumhurbaşkanı ve Adnan Menderes Başbakan oldu.
- Hükümet Programı: Sanayileşmeye devam etmek, fiyat artışlarını önlemek, Türk lirasını korumak ve Millî Koruma Kanunu'nda düzenleme yapmak gibi hedefler içeriyordu.
- İktidar-Muhalefet Gerginliği: 1958 bütçe görüşmeleri sırasında siyasi kutuplaşma hızla arttı.
- Menderes: Muhalefeti sürekli eleştirmek ve DP'yi yıkmaya çalışmakla suçladı.
- İnönü: Menderes'i ülkeyi diktatörlüğe götürmekle suçladı.
- Dokuz Subay Olayı (1957):
- Olayın Gelişimi: Ordu içinde hükümete karşı darbe hazırlıkları yapıldığı iddiaları ortaya çıktı. Binbaşı Samet Kuşçu darbe planlarını hükümete bildirdi. Sonuçta 9 subay tutuklandı, ancak yargılama sonunda yalnızca Samet Kuşçu ceza aldı, diğer subaylar serbest bırakıldı.
- Önemi: Dokuz Subay Olayı, 27 Mayıs Darbesinin ilk habercisi kabul edilir. Menderes olayın üzerine yeterince gitmedi.
- Muhalefetin Güç Birliği:
- Irak Darbesinin Etkisi (1958): 14 Temmuz 1958'de Irak'ta askerî darbe olması, Menderes'i endişelendirdi ve muhalefet partileri birleşme çalışmalarına başladı.
- Gelişmeler: Türkiye Köylü Partisi ile CMP birleşerek CKMP'yi kurdu. Hürriyet Partisi ise CHP'ye katıldı.
- Vatan Cephesi: Muhalefetin "Millî Muhalefet Cephesi"ne karşı Menderes, DP yanlılarını bir araya toplamak ve muhalefete karşı destek oluşturmak amacıyla Vatan Cephesi'ni kurdu. 1959 yılında ülke genelinde çok sayıda şube açıldı.
- İnönü'nün Ege Gezisi ve Olaylar (1959): 1959 yılında İnönü, Uşak, Manisa, İzmir gibi şehirleri kapsayan "Büyük Taarruz" gezisine çıktı. Gezi sırasında İnönü çeşitli saldırılara uğradı, Uşak'ta başına taş isabet etti. Güvenlik güçlerinin olayları önleyememesi, CHP tarafından hükümete karşı propaganda malzemesi olarak kullanıldı.
- Ordunun Siyasetteki Etkisi: DP iktidara geldiğinden beri ordunun CHP'ye yakın olduğunu düşünüyordu, özellikle İnönü'nün asker kökenli olması bu düşünceyi pekiştiriyordu. Bu nedenle DP, bazı generalleri emekliye sevk ederek ordu üzerindeki denetimini artırmaya çalıştı.
- Darbe Hazırlıkları: Darbeciler önce Necat Tacan ile görüştüler, ancak Tacan'ın ölümü üzerine yeni lider arayışına girdiler. Daha sonra Cemal Gürsel darbecilerin lideri olmayı kabul etti. Son aşamada ise Cemal Madanoğlu ön plana çıktı.
- Toplumsal Gerginliğin Artması: Ekonomik sıkıntılar (enflasyon, hayat pahalılığı) ve basın üzerindeki baskılar nedeniyle toplum ikiye bölündü. DP ve CHP taraftarları arasında sık sık olaylar yaşandı.
- Tahkikat Komisyonu (1960):
- Kuruluş Amacı: DP, CHP'nin halkı isyana teşvik ettiğini ve orduyu siyasete karıştırdığını iddia ederek 18 Nisan 1960'ta Tahkikat Komisyonu'nu kurdu.
- Muhalefetin Görüşü: CHP bu komisyonun anayasaya aykırı olduğunu ve muhalefeti susturma amacı taşıdığını savundu.
- Öğrenci Olayları: Tahkikat Komisyonu sonrası İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi öğrencileri protestolar başlattı. Olaylarda yaralanmalar yaşandı, bir öğrenci öldü ve çok sayıda kişi gözaltına alındı. İstanbul ve Ankara'da sıkıyönetim ilan edildi.
- 555K Olayı: 5 Mayıs 1960'ta düzenlenen protestoda "Menderes istifa" ve "Hürriyet istiyoruz" sloganları atıldı. Bu olay, hükümet karşıtı hareketlerin simgesi hâline geldi. Açılımı: 5. Ayın 5. Günü Saat 5'te Kızılay'da.
- Harbiyelilerin Yürüyüşü (21 Mayıs 1960): Harp Okulu öğrencileri yürüyüş yaptı. Bu olay, ordudaki rahatsızlığın açık göstergesi oldu.
- Darbenin Son Günleri: 25 Mayıs'ta TBMM tatile girdi ve Menderes yurt gezisine çıktı. Eskişehir'de bazı subayların Menderes'i selamlamaması ve mikrofon bağlantılarının kesilmesi gibi olaylar, yaklaşan darbenin işaretleriydi.
6. 27 Mayıs 1960 Darbesi
- Darbenin Başlaması: 27 Mayıs 1960 sabahı Alparslan Türkeş, Ankara Radyosu'ndan bildiriyi okudu.
- Bildirinin İçeriği:
- Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koydu.
- Kardeş kavgasını önlemek amaçlandı.
- En kısa sürede seçim yapılacağı açıklandı.
- NATO ve CENTO'ya bağlılık vurgulandı.
Sonuç
Özetle, İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye, Sovyetler Birliği'nin Boğazlar üzerindeki yayılmacı talepleriyle karşı karşıya kalmış ve bu durum, ülkenin Batı blokuyla stratejik bir ittifak kurmasına yol açmıştır. Truman Doktrini'nin temellerini oluşturan bu süreç, Türkiye'nin dış politikasında köklü bir değişimi beraberinde getirmiştir. İç siyasette ise, Demokrat Parti döneminde artan siyasi kutuplaşma, ekonomik sorunlar ve muhalefet üzerindeki baskılar, toplumsal gerilimi tırmandırmış ve nihayetinde 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle sonuçlanmıştır. Bu iki dönem, Türkiye Cumhuriyeti'nin hem uluslararası konumunu hem de iç siyasi yapısını derinden etkileyen kritik dönemeçler olmuştur.









