Flash Kartlar
25 kartKarta tıklayarak çevir. ← → ile gez, ⎵ ile çevir.
Tüm kartları metin olarak gör
1. Atatürk Dönemi Türk dış politikasının temel amacı neydi?
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren, genç devletin uluslararası arenadaki yerini sağlamlaştırmak ve egemenlik haklarını tam anlamıyla tesis etmek temel amaçtı. Bu dönemde karşılaşılan zorluklar ve atılan adımlar, Türkiye'nin bölgesel ve küresel dengelerdeki konumunu belirlemede kilit rol oynamıştır. Özellikle Lozan Antlaşması'nda çözüme kavuşturulamayan meseleler, Atatürk'ün vizyoner liderliği altında ele alınmıştır.
2. Lozan Antlaşması'nda çözülemeyen veya eksik kalan meselelere örnek verebilir misiniz?
Lozan Antlaşması'nda çözülemeyen veya eksik kalan meselelerin başında Boğazlar'ın statüsü ve Musul meselesi gelmekteydi. Boğazlar'da Türkiye'nin egemenliği tam olarak tesis edilememiş, Musul'un kime ait olacağı ise İngiltere ile yapılacak görüşmelere bırakılmıştı. Bu konular, Atatürk dönemi dış politikasının ana gündem maddelerini oluşturmuştur.
3. Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ne göre Boğazlar'ın statüsü nasıldı?
Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ne göre, Boğazlar'dan serbest geçişin güvenliğini sağlamak amacıyla Çanakkale ve İstanbul Boğazları'nın her iki kıyısı ile Marmara Denizi'ndeki adalar askerden arındırılmıştı. Bu bölgelerde tahkimat yapılması ve asker bulundurulması yasaklanmıştı. Boğazların güvenliği ise sözleşmeyi imzalayan devletler ve Milletler Cemiyeti'nin garantisi altına alınmıştı.
4. Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin Türkiye'nin egemenliğini kısıtlayan başlıca hükümleri nelerdi?
Sözleşme, Boğazlar'ın her iki kıyısı ile Marmara Denizi'ndeki adaların askerden arındırılmasını öngörüyordu, bu da Türkiye'nin savunma kapasitesini sınırlıyordu. Ayrıca, Boğazlar'dan serbest geçişin güvenliği uluslararası bir komisyon ve Milletler Cemiyeti'nin garantisi altındaydı, bu da Türkiye'nin tam egemenlik hakkını kısıtlıyordu. Türkiye, bu durumun kendi güvenliği için bir zafiyet oluşturduğunu düşünüyordu.
5. Türkiye, Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ni kabul ederken hangi beklentilere sahipti?
Türkiye, Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ni kabul ederken, kolektif güvenlik alanında Milletler Cemiyeti'nin etkili bir rol oynayacağını ve aynı zamanda silahsızlanmanın gerçekleşeceğini umut etmişti. Uluslararası barışın ve silahsızlanma çabalarının Boğazlar'ın güvenliğini sağlayacağına inanılıyordu. Ancak 1930'lu yıllardaki gelişmeler bu beklentileri boşa çıkarmıştır.
6. 1930'lu yıllarda dünyadaki hangi gelişmeler Türkiye'nin Boğazlar konusunu yeniden gündeme getirmesine neden oldu?
1930'lu yıllarda dünyada silahsızlanma çabalarının sürüncemede kalması, Almanya'nın Balkanlar'da ve İtalya'nın Doğu Akdeniz'de tehdit olarak ortaya çıkması Türkiye'yi endişelendirmiştir. Ayrıca, Japonya'nın Mançurya'ya saldırması karşısında Milletler Cemiyeti'nin etkisiz kalması, Türkiye'nin uluslararası garanti mekanizmalarına olan güvenini sarsmış ve Boğazlar'ın statüsünün değiştirilmesi ihtiyacını doğurmuştur.
7. Milletler Cemiyeti'nin hangi olayı Türkiye'nin uluslararası garanti mekanizmalarına olan güvenini sarsmıştır?
Japonya'nın Mançurya'ya saldırması karşısında Milletler Cemiyeti'nin etkisiz kalması, Türkiye'nin uluslararası garanti mekanizmalarına olan güvenini sarsmıştır. Bu olay, kolektif güvenlik sisteminin zayıflığını gözler önüne sermiş ve Türkiye'yi kendi savunma ve egemenlik haklarını doğrudan koruma arayışına itmiştir. Bu durum, Boğazlar'ın statüsünün değiştirilmesi talebinde önemli bir etken olmuştur.
8. Türkiye, Boğazlar Sözleşmesi'nin değiştirilmesi talebini ilk olarak ne zaman ve nerede dile getirdi?
Türkiye, Boğazlar Sözleşmesi'nin değiştirilmesi konusundaki düşüncesini ilk olarak 23 Mayıs 1933'te Londra'da toplanan Silahsızlanma Konferansı'nda dile getirmiştir. Bu talep, uluslararası alanda Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını tam olarak tesis etme arzusunun ilk resmi ifadesi olmuştur. Bu girişim, daha sonra Montrö Konferansı'na giden yolu açmıştır.
9. Türkiye'nin Boğazlar statüsünün değiştirilmesi talebine uluslararası alanda ilk olumlu tepki hangi ülkeden geldi ve neden?
Türkiye'nin Boğazlar statüsünün değiştirilmesi talebine uluslararası alanda ilk olumlu tepki İngiltere'den gelmiştir. İngiltere, Akdeniz'de güçlü bir Türkiye'nin kendisi için değerli bir dost olacağını düşünmüştür. Bu sayede Türkiye'yi Sovyetler Birliği'nden ziyade kendilerine yakınlaştırmayı hedeflemişlerdir. Bu durum, Türk-İngiliz ilişkilerinde önemli bir yakınlaşmanın başlangıcı olmuştur.
10. Montrö Boğazlar Konferansı ne zaman ve nerede toplandı?
Montrö Boğazlar Konferansı, 1923 Boğazlar Sözleşmesi'ni değiştirmek amacıyla 22 Haziran 1936'da İsviçre'nin Montreux şehrinde toplanmıştır. Türkiye'nin uluslararası alandaki diplomatik çabaları ve değişen dünya konjonktürü sayesinde bu konferansın toplanması mümkün olmuştur. Konferans, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini tam olarak tesis etme yolunda kritik bir adımdı.
11. Montrö Boğazlar Sözleşmesi hangi tarihte imzalandı ve hangi devletler tarafından imzalandı?
Yeni Boğazlar Sözleşmesi, Montrö Sözleşmesi adıyla 20 Temmuz 1936'da imzalanmıştır. Sözleşme; Türkiye, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Japonya, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan ve Yugoslavya arasında imzalanmıştır. İtalya ise sözleşmeye daha sonra, 1938 Mayıs'ında katılmıştır.
12. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenliği nasıl değişti?
Montrö Sözleşmesi ile Boğazlar hakkında Lozan'dan kalan silahsızlanma kayıtları kaldırılmış ve Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenliği tam olarak kurulmuştur. Türkiye, Boğazlar'ın askerden arındırılmış statüsüne son vererek kendi savunma ve güvenlik ihtiyaçlarına göre tahkimat yapma hakkını kazanmıştır. Bu, Türkiye'nin uluslararası alandaki prestijini ve stratejik konumunu güçlendirmiştir.
13. Montrö Sözleşmesi'ne göre savaş durumunda Türkiye tarafsız ise savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi nasıl düzenlenmiştir?
Montrö Sözleşmesi'ne göre, bir savaş durumunda, Türkiye tarafsız ise savaşan devletlerden herhangi birisinin savaş gemisinin Boğazlardan geçmesi yasaklanmıştır. Bu hüküm, Türkiye'nin tarafsızlığını korumasını ve savaşın Boğazlar üzerinden yayılmasını engellemeyi amaçlamıştır. Böylece Türkiye, uluslararası çatışmalardan uzak durma konusunda önemli bir güvenceye sahip olmuştur.
14. Montrö Sözleşmesi'ne göre Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemileri için getirilen kısıtlamalar nelerdi?
Montrö Sözleşmesi'ne göre, barış ve savaşta Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin bu denize geçirebilecekleri savaş gemileri cins, büyüklük ve toplam tonaj bakımından sınırlandırılmıştır. Bu kısıtlamalar, Karadeniz'in güvenliğini sağlamayı ve kıyıdaş olmayan devletlerin askeri varlığını dengelemeyi amaçlamıştır. Ancak Karadeniz'e kıyısı olan devletler Akdeniz'e savaş gemisi göndermede daha serbest davranabilmektedir.
15. Montrö Konferansı'nın Türk-İngiliz ve Türk-Sovyet ilişkileri üzerindeki etkisi ne oldu?
Montrö Konferansı, Türk-İngiliz ilişkilerinde önemli bir yakınlaşma sağlamış ve bu konferansta en önemli gelişmesini kaydetmiştir. Ancak bu durum, Türkiye'nin Batı'ya yakınlaşmasından hoşnut olmayan Sovyetler Birliği'ni memnun etmemiştir. Türkiye'nin Almanya ile de sıkı ticari ilişkilerde bulunması, Sovyetlerin bu hoşnutsuzluğunu artırmıştır. Konferans, bölgesel güç dengelerinde yeni dinamikler yaratmıştır.
16. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabulü sonrası yabancı okullar konusunda Fransa ile Türkiye arasında yaşanan sorun neydi?
Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabulünden sonra Türkiye, ülkedeki tüm yabancı okulların Türk Milli Eğitim mevzuatına bağlı olmasını ve Tarih ve Coğrafya gibi derslerin Türkçe olarak Türk öğretmenler tarafından okutulmasını prensip olarak kabul etmiştir. Fransa, başlangıçta misyoner okulların imtiyazlarının devam etmesini istemişse de, Türk devletinin kararlı tutumu karşısında geri adım atmak zorunda kalmıştır. Bu durum, Türkiye'nin egemenlik haklarını eğitim alanında da tesis etme çabasının bir göstergesiydi.
17. Osmanlı borçları meselesi Türkiye-Fransa ilişkilerini nasıl etkiledi ve ne zaman çözüldü?
Osmanlı borçları meselesi, çoğunluğunu Fransızların teşkil ettiği alacaklılarla Türkiye arasında uzun süren ve gerginliklere yol açan müzakerelere neden olmuştur. 1929 ekonomik krizi de ilişkileri olumsuz etkilemiştir. Nihayet, yapılan görüşmelerin ardından 1933'te yeni bir borç sözleşmesi imzalanarak bu mesele çözüme kavuşturulmuştur. Bu çözüm, Türk-Fransız ilişkilerinde olumlu bir dönemin başlangıcı olmuştur.
18. Hatay meselesi, Türk-Fransız ilişkilerinde ne zaman ve neden yeni bir gerginlik dönemi başlattı?
Hatay meselesi, 1936 yılında ortaya çıkarak Türk-Fransız ilişkilerinde 1939'a kadar süren yeni bir gerginlik dönemi başlatmıştır. Fransa'nın Suriye'ye manda idaresine son vermesi ve Suriye'nin bağımsızlığı konusunda anlaşma yapması üzerine, Fransa'nın Sancak üzerindeki yetkilerini Suriye'ye terk etmesi Türkiye tarafından kabul edilmemiştir. Türkiye, Hatay'ın bağımsızlığını talep ederek bu gerginliği tırmandırmıştır.
19. 1921 Ankara İtilafnamesi ile Hatay'ın (İskenderun Sancağı) statüsü neydi?
Türkiye ile Fransa arasında 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara İtilafnamesi ile Lozan Barış Antlaşması'nda Suriye sınırları içinde bırakılan İskenderun Sancağı'na özerk bir idare şekli tanınmıştı. Bu anlaşma, Hatay'ın özel bir statüye sahip olmasını sağlamış, ancak Türkiye burayı geçici bir süre için Suriye sınırları içinde bırakmayı kabul etmişti. Atatürk, Hatay'ın anavatana katılması için kararlı bir politika izlemiştir.
20. Atatürk'ün Hatay meselesine bakış açısını özetleyen ünlü sözü nedir?
Atatürk, Hatay'ı şahsi meselesi olarak görmüş ve bu konudaki kararlılığını 'Kırk asırlık Türk yurdu yaban ellerde kalamaz' sözüyle ortaya koymuştur. Bu söz, Hatay'ın Türkiye için tarihi ve milli önemini vurgulamış, aynı zamanda Türkiye'nin bu topraklardan vazgeçmeyeceğinin bir ilanı olmuştur. Atatürk'ün bu kararlı tutumu, Hatay'ın anavatana katılması sürecinde belirleyici olmuştur.
21. Fransa'nın Suriye'ye manda idaresini sonlandırması ve Suriye'nin bağımsızlığı konusunda Türkiye'nin tepkisi ne oldu?
Fransa ile Suriye arasında 9 Eylül 1936'da Suriye'de manda idaresine son verilmesi ve bağımsızlık konusunda bir anlaşma yapılmıştır. Fransa'nın Sancak üzerindeki yetkilerini Suriye'ye terk etmesi üzerine Türk hükümeti bu durumu kabul etmemiştir. Türkiye, 9 Ekim 1936'da Fransa'ya verdiği notada, Suriye'ye yapıldığı gibi Sancak'a da bağımsızlık verilmesini talep etmiştir.
22. Milletler Cemiyeti'nin 1937'de Hatay için kabul ettiği statünün temel özellikleri nelerdi?
Milletler Cemiyeti Konseyi, 27 Ocak 1937'de Hatay (Sancak) için bir statü kabul etmiştir. Bu statüye göre, İskenderun Sancağı içişlerinde tamamen bağımsız, dışişlerinde Suriye'ye bağlı olacak ve kendi anayasası olacaktı. Ayrıca, resmi dili Türkçe olacaktı ve Fransa ile Türkiye bir anlaşma yaparak Sancağın toprak bütünlüğünü birlikte garanti altına alacaklardı.
23. Hatay'da Fransız temsilcilerin bağımsızlık sürecini köstekleyici davranışları nelerdi?
Hatay'daki Fransız temsilciler, Milletler Cemiyeti'nin kabul ettiği anayasa ve anlaşmaların uygulanmasını köstekleyici tedbirler alma yoluna gitmişlerdir. Bağımsızlık dolayısıyla halk gösterilerde bulunmak isteyince, Fransız sömürge memurları bunu önlemek istemiş ve polisle halk arasında çarpışmalar meydana gelmiştir. Ayrıca Fransızlar, Hatay'daki diğer azınlıkları Türklere karşı kışkırtmaya çalışmışlardır.
24. Türkiye, Hatay'daki gerginlik üzerine nasıl bir askeri adım atmıştır?
Fransız memurlarının davranışları Hatay'da olayların şiddetlenmesine sebep olunca ve Türk kamuoyu galeyana gelince, Türkiye Hatay sınırına 30.000 kişilik bir kuvvet yığmıştır. Bu askeri yığınak, Türkiye'nin Hatay meselesindeki kararlılığını göstermiş ve Fransa üzerinde diplomatik baskı oluşturmuştur. Bu durum, daha sonra askeri bir anlaşmanın imzalanmasına zemin hazırlamıştır.
25. 1938'de Türkiye ve Fransa arasında Hatay'ın toprak bütünlüğü ve siyasal statüsü hakkında yapılan anlaşmanın içeriği neydi?
13 Haziran 1938'de Antakya'da Türk ve Fransız askeri heyetleri arasında yapılan görüşmeler sonunda 3 Temmuz 1938'de bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma ile Hatay'ın toprak bütünlüğü ve siyasal statüsünün iki devlet tarafından korunması kabul edilmiştir. Bu amaçla da her devletin Hatay'a 2.500'er kişilik askeri kuvvet göndermesi esası benimsenmiştir. Türk askeri 4 Temmuz'dan itibaren Hatay'daki görevine başlamıştır.
Bilgini Test Et
15 soruÇoktan seçmeli sorularla öğrendiklerini ölç. Cevap + açıklama.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren Atatürk dönemi dış politikasının temel amaçlarından biri aşağıdakilerden hangisidir?








